☰
✕
Ekonomi

11. Türkiye İş Ahlakı Zirvesi İstanbul'da gerçekleşti

11. Türkiye İş Ahlakı Zirvesi, bu yıl İGİAD tarafından "Güven Ekonomisi ve İnsani Finans" temasıyla gerçekleştirildi.

Abone Ol

Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği (İGİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Akça, yatırım fonlarına ilişkin son gelişmelerin, ahlaki ve İslami hassasiyetleri koruyarak güven ekonomisini oluşturmanın önemini bir kez daha ortaya koyduğunu belirterek, "Menfaat uğruna değerlerin çiğnenmesi kabul edilemez." dedi.

Anadolu Ajansının (AA) Global İletişim Ortağı olduğu 11. Türkiye İş Ahlakı Zirvesi, bu yıl İGİAD tarafından "Güven Ekonomisi ve İnsani Finans" temasıyla gerçekleştirildi.

Zirvede konuşan Akça, toplumun her kesiminin bulunduğu konumdan bağımsız olarak bilinç ve sorumlulukla hareket etmesi gerektiğini belirterek, bunun bir tercih değil zorunluluk olduğunu söyledi.

İyiyi ve doğruyu hatırlatma sorumluluğunun zayıflaması durumunda yanlışların normalleştiğine dikkati çeken Akça, adaletin yalnızca kişilerin lehine işlediğinde savunulacak bir ilke olmadığını vurguladı.

Akça, "Nefsimize dokunsa bile, işimize gelmese bile haklıya haklı, haksıza haksız demek zorundayız." diye konuştu.

Yanlış davranışların yaygınlaşmasının toplumda bunun kabul edilebilir görülmesine yol açtığını dile getiren Akça, şöyle devam etti:

"Yanlış yapanların sayısı arttıkça, yanlışın kendisi daha kabul edilebilir görünmeye başlıyor. İyi, doğru ve güzel olanı hatırlatma ve yanlıştan, kirlilikten uzaklaştırma sorumluluğumuz zayıfladığında yanlışlar zamanla normalleşiyor. Bir toplumda ve ekonomide hataların doğruymuş gibi görünmesi bu şekilde başlıyor. Sonucunda ise toplumda çürüme ve çözülme beraberinde geliyor."

"Yatırım fonlarıyla ilgili son gelişmeler güven ekonomisinin önemini gösterdi"
Hüseyin Akça, zirvenin temasının haziranda belirlendiğini, o dönemde yatırım fonlarına ilişkin son gelişmelerin henüz kamuoyunun gündeminde bulunmadığını belirtti.

"Yatırım fonlarına ilişkin son gelişmeler, ahlaki ve İslami hassasiyetleri koruyarak güven ekonomisini kurmanın ne kadar hayati olduğunu bir kez daha göstermiştir. Menfaat uğruna değerlerin çiğnenmesi kabul edilemez. Yatırım fonları ile ilgili son gelişmeler kuralların nasıl yok sayıldığını, keyfileştirildiğini ve menfaatler uğruna göz yumulduğunu açıkça göstermiştir. Bu süreçte bizi en çok üzen şey ise Müslüman kimliği taşıyan insanlara duyulan güvenin zedelenmesidir."

Bu durumun gelecek nesiller üzerinde olumsuz etkiler bırakmaması için herkesin daha büyük bir sorumlulukla hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Akça, ahlakın bir hal meselesi olduğunu, sebep, süreç ve sonuç ne olursa olsun ahlaki ilkelerden taviz verilmemesi gerektiğini söyledi.

Akça, Gazze'deki Müslümanların, kadınların, çocukların ve yaşlıların sergilediği duruşa da değinerek, kendilerine selam gönderdi ve dua etti.

İş insanlarının temel sorumluluklarının güvenilirlik, dürüstlük ve adalet ilkeleri çerçevesinde şekillenmesi gerektiğini belirten Akça, iş dünyasında aldatmaya, haksız kazanca ve adaletsizliğe yer verilmemesi gerektiğini vurguladı.

Akça, şu ifadeleri kullandı:

"Biz güvenilir olmalıyız, biz aldatamayız. Biz hakkımız olmayana el uzatamayız. Biz adil olmalıyız. Biz yangından kaçar gibi haramdan ve yalandan kaçmalıyız. Biz verdiğimiz sözü mutlaka tutmalıyız. Biz haksızlığa rıza göstermemeliyiz, seyirci kalmamalıyız. Bizler işletmelerimizde, siyasette ve bürokraside ehliyeti ve liyakati esas almak zorundayız. Yetkiyi yakınlığa ya da itaate göre dağıtmak suistimallerin önünü açar."

Hazreti Muhammed'in zorluklar karşısında ilkelerinden taviz vermediğini hatırlatan Akça, güvenilir kurumların oluşturulması için ahlaki değerlere bağlı kalınması gerektiğini vurguladı.

Akça, "Bizler de aynı ilkelere bağlı kalarak, kurumlarına güven duyulan bir iş dünyası için insani finans arayışımızı ve helal kazancın adil paylaşımı ilkemizi sonuna kadar sürdüreceğiz." dedi.

"İş ahlakını bireysel ve kurumsal boyuttan ekonomik sistemin bütününe taşıyoruz"
Zirve Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Erkan Erdemir de Türkiye İş Ahlakı Zirvesi'nin geçmiş yıllarda iş ahlakının eğitimden üretime, kamu yönetiminden hukuk ve adalete kadar farklı boyutlarını ele aldığını belirterek, zaman içerisinde bireysel ve kurumsal ahlak meselelerinden ekonomik sistemin bütününe uzanan bir yaklaşım benimsediklerini söyledi.

Geçen yıl düzenlenen zirvede iş ahlakına ilişkin sorunların yanı sıra iyi uygulama örneklerine odaklandıklarını anımsatan Erdemir, bu yıl ise işletmelerin ahlaki davranışlarını destekleyecek ekonomik ve sosyal ortamın nasıl oluşturulabileceğini ele aldıklarını ifade etti.

Erdemir, "Bizim aslında yıllardır üzerinde durduğumuz şey, nasıl daha ahlaklı işletmeler kurabiliriz sorusunun ötesinde, nasıl daha ahlaklı bir ekonomik düzen inşa edebiliriz sorusu etrafında şekilleniyor." şeklinde konuştu.

Bu yılki zirvenin temasının, geçmiş 10 zirvenin birikimini daha geniş bir perspektife taşıdığını vurgulayan Erdemir, şunları kaydetti:

"Artık yalnızca iş dünyasında ahlaki davranışın nasıl yaygınlaştırılacağını değil, güvenin ekonomik hayatın kurucu ilkeleri arasına nasıl yerleştirilebileceğini, dayanışmanın ekonomik faaliyetlerin temeli haline nasıl getirilebileceğini konuşmak durumundayız. Yalnızca işletmelerin toplumsal sorumluluklarını değil, finansal sistemlerin ve ekonomik kurumların insana karşı sorumluluklarını da ele almalıyız."

Ahlaki sorunların yalnızca Türkiye'de değil, dünya genelinde de insan refahını tehdit eder hale geldiğini belirten Erdemir, çözümün Batılı iktisadi ve finansal modellerde değil, İslam'ın ve insan fıtratının temel değerlerinde aranması gerektiğini savundu.

Erdemir, "Dileğim, bu zirvenin yalnızca önemli fikirlerin paylaşıldığı bir akademik ve mesleki buluşma olarak kalmaması, aynı zamanda güvene dayalı dayanışmayı güçlendiren ve insanı merkeze alan bir ekonomik hayatın inşasına katkı sunacak yeni düşüncelere, işbirliklerine ve uygulamalara vesile olmasıdır." ifadelerini kullandı.

"Finansal sistemlerde insan ve ahlaki değerler göz ardı ediliyor"
Durham Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Asutay ise finansal sistemlerin insanı merkeze almayan bir anlayışla şekillendiğini belirterek, ekonomik karar alma süreçlerinde ahlaki değerlerin ve insan psikolojisinin göz ardı edildiğini söyledi.

Finans dünyasında insanın mekanik ilişkiler çerçevesinde değerlendirildiğine dikkati çeken Asutay, bu yaklaşımın ekonomik faaliyetlerde ahlaki sorunları beraberinde getirdiğini ifade etti.

Asutay, ahlaki davranışların yalnızca bireysel tercihlerle açıklanamayacağını, bunların sürdürülebilir olması için uygun kurumsal yapıların oluşturulması gerektiğini vurguladı.

Ahlaklı bireylerin davranışlarını ortaya koyabilecekleri sistemlerin bulunmamasının yapısal sorunlara yol açtığını dile getiren Asutay, "Ahlakın belirleyici olabilmesi için kurumsal yapıların ortada olması gerekir. Bizim de üzerinde durmamız gereken konu, bir tarafta ahlakın nasıl yönetileceği, diğer tarafta o ahlakın desteklenmesi için yapısal düzenlemelerin nasıl olması gerektiğidir." şeklinde konuştu.

Farklı ahlaki anlayışların kendilerine özgü değerler ve kurumsal düzenlemeler gerektirdiğini belirten Asutay, İslam iktisadında faizsiz finans anlayışının ahlaki ilkelerin bir parçası olduğunu, seküler ekonomik sistemlerde ise farklı yaklaşımların benimsendiğini anlattı.

Asutay, Hazreti Muhammed'in Medine'ye hicretinin ardından önce mescidi inşa ettirdiğini, daha sonra ekonomik faaliyetlerin yürütüleceği bir pazar oluşturduğunu hatırlatarak, bunun ahlaki değerlerle ekonomik düzen arasındaki bütünlüğün sağlanması açısından önemli bir örnek olduğunu ifade etti.

Medine'de oluşturulan pazarın, bireylerin benimsedikleri ahlaki ilkeler doğrultusunda ekonomik faaliyetlerini sürdürebilmelerine imkan tanıdığını belirten Asutay, ahlaki değerlerin ekonomik hayatta karşılık bulabilmesi için bunları destekleyen kurumların varlığının önem taşıdığını kaydetti.

Asutay, bireysel ahlakın geliştirilmesinin tek başına yeterli olmadığını, bu değerlerin korunması ve sürdürülebilmesi için ekonomik ve kurumsal yapıların da aynı ilkeler doğrultusunda düzenlenmesi gerektiğini belirtti.

Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği (İGİAD) tarafından düzenlenen 11. Türkiye İş Ahlakı Zirvesi'nde iş dünyasında güvene dayalı liderlik anlayışının kurumsallaşması ve uzun vadeli stratejik planlamanın önemi ele alındı.

Zirve kapsamında düzenlenen "Güvene Dayalı Liderliğin Kurumsallaşması" başlıklı birinci oturum, Bilgi Sistemleri AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Bekir Sami Nalbantoğlu'nun moderatörlüğünde yapıldı.

ebebek Kurucu ve Geçmiş Dönem Yönetim Kurulu Başkanı, Vitadoza Kurucusu Halil Erdoğmuş, yaptığı konuşmada iş dünyasında güvenin öncelikle bireyin kendi davranışları ve benimsediği ilkelerle başladığını belirterek, dürüstlük temelinde oluşturulan ilişkilerin zaman içinde güvenilir iş çevresinin oluşmasını sağladığını söyledi.

İnsanlara güvenen yapıya sahip olduğunu dile getiren Erdoğmuş, "Bana 'Neden bu kadar güveniyorsun insanlara?' derler. Ben de 'Ben kendime güveniyorum.' derim. İnsanları yanıltacak gayretlerde olmazsam, onların beklentilerini olumsuz anlamda etkileyecek noktada olmazsam, o dürüstlük temelinden ayrılmazsam, bana gelecek insanlar da öyle olur." ifadelerini kullandı.

Erdoğmuş, iş hayatında zaman zaman beklenmedik olumsuzluklarla karşılaşılabileceğini ancak güvene dayalı yaklaşımın uzun vadede benzer değerlere sahip insanları bir araya getirdiğini vurguladı.

Güvenin karşılıklı gelişen bir unsur olduğuna dikkati çeken Erdoğmuş, "Zaman içerisinde beklemediğiniz örneklerle karşılaşsanız bile kendinizi konumlandırdığınız noktada bir mıknatıs haline geliyorsunuz ve kendi ekosisteminizin insanlarını çekmeye başlıyorsunuz. Güven, güveni doğuruyor. Güven, güvenilir insanları getiriyor." diye konuştu.

Güven anlayışının yalnızca çalışanlar ve iş ortaklarıyla kurulan ilişkilerle sınırlı olmadığını, tüketicilere sunulan ürünlerde de aynı ilkelerin gözetilmesi gerektiğini belirten Erdoğmuş, şirketin ürün seçiminde benimsediği yaklaşımı anlattı.

Erdoğmuş, "Bizim bir düsturumuz vardı, 'Kendi çocuklarımız için kullanmayacağımız hiçbir ürünü kendi mağazalarımızda satmayacağız.' diye. Bir ürün çok hesaplı olabilir, çok kar sağlayabilir, arkasından çeşitli destekler sunulabilir ama bunu kendi çocuklarınız için kullanmayacaksanız mağazalarınızda da bulundurmamanız gerekir." değerlendirmesinde bulundu.

Bu yaklaşımın zaman içinde güvenilir ürünlerden oluşan yapıyı ortaya çıkardığına işaret eden Erdoğmuş, tüketicilerin mağazalarda karşılaştıkları ürünlerin kalitesine ilişkin olumlu deneyimlerinin güven duygusunu güçlendirdiğini vurguladı.

"Japon şirketleri, yatırım ve büyüme kararlarını uzun vadeli stratejik planlara göre şekillendiriyor"
Daikin Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Önder de Japon şirketlerinin yönetim anlayışında uzun vadeli stratejik planlamanın önemli yer tuttuğunu belirterek, şirketlerin yatırım ve büyüme kararlarını belirlenen hedefler doğrultusunda şekillendirdiklerini söyledi.

Japon şirketlerinde 5 yıllık planlamanın temel yaklaşım olarak benimsendiğini anlatan Önder, "Bir vizyon çizilir, kısa vade artık 5 yıl oluyor ve ona göre hareket edilir. Yaptığınız bütün eylemlerin o stratejiyle uyuşması lazım. Böyle olunca ana çizgiden çıkamıyorsunuz." diye konuştu.

Önder, Japon şirketlerinde yatırım, karar alma ve dağıtım kanallarının genişletilmesi gibi süreçlerin belirlenen stratejik hedeflere uygunluğunun değerlendirildiğini ifade etti.

Türkiye'deki şirketlerin ise daha hızlı karar alma eğiliminde olduklarına işaret eden Önder, "Bizim Türk şirketleri, çok hızlı karar veriyorlar ve ağırlıklı olarak rüzgara göre hareket ediyorlar. Japonlarda ise yatırım da yapsanız, karar da alsanız, kanal genişletmesi de yapsanız, bunun 5 yıllık plana uyup uymadığına bakılıyor." şeklinde konuştu.

Japon yönetim anlayışının güçlü yönlerinin yanı sıra geliştirilmesi gereken taraflarının da bulunduğunu belirten Önder, Japon şirketlerinin karar alma süreçlerinde zaman zaman gereğinden fazla analiz yaptıklarını dile getirdi.

Önder, "Japonların tek hatası fazla analiz yapıyorlar, çok detaya giriyorlar. Bizim onlardan öğrenebileceğimiz şeyler var fakat onların da bizden öğrenebilecekleri şeyler var. Ben dünyaya böyle bakıyorum." ifadelerini kullandı.

Zirvede "İnsani Finans ve Dayanışma Kültürü" ele alındı
Zirve kapsamında düzenlenen "İnsani Finans ve Dayanışma Kültürü" başlıklı ikinci oturum, Intelligence AI ve Endorfia Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Cebeci'nin moderatörlüğünde gerçekleştirildi.

Oturuma yazar Temel Hazıroğlu ile Medyasoft Yönetim Kurulu Başkanı İhsan Taşer konuşmacı olarak katıldı.

Yazar Temel Hazıroğlu, konuşmasında İslam'ın insanlık temelinde bir anlayış ortaya koyduğunu, ekonomik ve finansal faaliyetlerin de bu anlayış çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

İnsani değerlerin yeterince benimsenmeden dini kavramların ekonomik faaliyetlerde kullanılmasının çeşitli sorunlara yol açtığını ifade eden Hazıroğlu, bireysel çıkarların ön plana alınmasının İslam'a ve Müslümanlara yönelik olumsuz algı oluşturabildiğini dile getirdi.

Hazıroğlu, bu durumun yalnızca ekonomi alanıyla sınırlı olmadığına, siyaset ve felsefe gibi farklı alanlarda da benzer sorunlarla karşılaşıldığına dikkati çekerek, "Bu açıdan bakarsak belki bizim yeniden düşünmemiz gerekir, iktisadı da ekonomiyi de finansı da." diye konuştu.

İktisat ve ekonomi kavramlarının birbirinden farklı olduğunu vurgulayan Hazıroğlu, akademik dünyada bu ayrımın yeterince ele alınmadığını ifade etti.

Hazıroğlu, iktisat kavramının kıtlık ve sınırlılık anlayışıyla ilişkisine değinerek, bu çerçevede ekonomik hayatın dayandığı düşünsel temellerin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Medyasoft Yönetim Kurulu Başkanı İhsan Taşer de iş hayatına başlamadan önce lise yıllarında Kapalıçarşı'da edindiği deneyimi anlatarak, geleneksel esnaf kültüründe dayanışma ve ortak kazanç anlayışının önemli yer tuttuğunu vurguladı.

Kapalıçarşı'da geçmişte ortak stok olarak adlandırılan uygulamanın bulunduğunu belirten Taşer, "Siz dükkanda beklerken müşteri geldiği zaman o müşteriye malınızı satmak esastır. Stokunuzda olmasa bile müşteri, bir sonraki dükkandan alabilecekken siz gidip komşu dükkandan o ürünü alıp müşterinize verirsiniz ve ondan indirim de alırsınız." ifadelerini kullandı.

Bu uygulamanın esnaf arasındaki dayanışma kültürünün yansıması olduğunu ifade eden Taşer, işletmelerin yalnızca kendi kazançlarını değil diğer esnafın da ticari faaliyetlerini sürdürebilmesini gözettiklerini belirtti.

Kapalıçarşı ve Mahmutpaşa'da geçmişte esnafın bir araya geldiği dua meydanlarının bulunduğunu anlatan Taşer, esnafın sabahları dükkanlarını açmadan önce bu alanlarda toplanarak dua ettiklerini ve birbirlerine hayırlı işler dilediklerini söyledi.

Taşer, bu meydanların bir kısmının son yıllarda restore edildiğini dile getirerek, "Her sabah esnaf dükkanını açmadan dua meydanında toplanır ve dua ederdi. Birbirlerine hayırlı işler dilerlerdi. Bu, aslında ortak kazanma anlayışının bir yansıması yani 'Sadece ben kazanayım.' değil 'Komşu kazansın, çarşı ayakta kalsın, ülke kazansın.' mantığı." diye konuştu.