Bir Gecede Kapanan Yapay Zeka ve Dijital Egemenlik

Abone Ol

Yapay zekâ çağının en önemli gerçeği belki de geçtiğimiz günlerde yaşanan bir olayla yeniden ortaya çıktı.

Dünyanın en gelişmiş yapay zekâ modellerinden bazılarına erişim bir anda kısıtlandı. Sebebi ne olursa olsun, ortaya çıkan tablo şuydu: Milyonlarca insanın kullandığı, şirketlerin üzerine iş süreçleri kurduğu ve geliştiricilerin bağımlı hale geldiği bir teknoloji, bir gecede erişilemez hale gelebiliyordu.

Aslında mesele belirli bir şirket veya belirli bir model değil.

Mesele, dijital çağın yeni güç dengesi.

Bugün kullandığımız yapay zekâ sistemlerinin büyük bölümü başka ülkelerin şirketleri tarafından geliştiriliyor, başka ülkelerin veri merkezlerinde çalışıyor ve başka ülkelerin hukuk sistemlerine tabi olarak yönetiliyor. Bu durum teknoloji kullanıcıları için büyük bir konfor sağlarken aynı zamanda görünmeyen bir bağımlılık da oluşturuyor.

Bir gün önce herkesin erişebildiği bir teknoloji, ertesi gün farklı bir karar nedeniyle kullanılamayabiliyor.

İşte tam da bu nedenle yapay zekâ artık yalnızca teknoloji meselesi değildir.

Bu konu aynı zamanda milli güvenlik, ekonomik bağımsızlık, veri egemenliği ve stratejik kapasite meselesidir.

Türkiye'nin açıkladığı Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi doğru bir başlangıçtı. Ancak yapay zekâ yarışının hızlandığı bu dönemde hedef artık sadece yapay zekâyı kullanmak değil, Türkçe düşünebilen, yerli verilerle eğitilen ve kritik alanlarda dışa bağımlılığı azaltan milli yapay zekâ ekosistemini oluşturmaktır.

Çünkü geleceğin rekabeti yalnızca yapay zekâyı kullananlar arasında yaşanmayacak.

Yapay zekâyı geliştirenler, eğitenler ve yönetenler arasında yaşanacak.

Türkiye'nin önünde önemli bir fırsat bulunuyor.

Genç nüfusumuz, güçlü üniversitelerimiz, gelişen teknoloji girişimlerimiz ve kamu kurumlarımızın son yıllarda attığı dijital dönüşüm adımları bu alanda ciddi bir potansiyel oluşturuyor. Ancak artık bir üst lige çıkma zamanı geldi.

Türkiye'nin büyük dil modellerine, yüksek işlem gücüne sahip veri merkezlerine, yapay zekâ araştırma merkezlerine ve dünya çapında rekabet edebilecek insan kaynağına yatırım yapması gerekiyor.

Bugün enerji bağımsızlığından nasıl söz ediyorsak yarın da yapay zekâ bağımsızlığından söz edeceğiz.

Çünkü geleceğin petrolü veri, rafinerisi ise yapay zekâ altyapılarıdır.

Verisini işleyemeyen, modelini eğitemeyen ve teknolojisini yönetemeyen ülkeler yalnızca tüketici olarak kalacaklardır.

Oysa Türkiye'nin hedefi teknoloji tüketen değil, teknoloji üreten ve ihraç eden ülkeler arasında yer almak olmalıdır.

Son günlerde yaşanan gelişmeler aslında bize çok basit bir gerçeği hatırlattı:

Bir teknolojiyi kullanmak ile ona sahip olmak aynı şey değildir.

Yapay zekâ çağında güçlü olanlar, en iyi uygulamaları kullananlar değil; kendi teknolojik kaderini belirleyebilenler olacaktır.

Ve Türkiye'nin önündeki asıl mesele de budur.