Dijital Kuşatmanın getirdiği ‘Sessiz Ümitsizlik’

Yıllardır siyaset, ekonomi, güvenlik konularını tartıştık…
Bunları tartışırken, geleceğimizin en önemli sorunu sessizce büyüdü…
Adına biz dijital kuşatma diyelim -siz farklı isimlendirebilirsiniz…
Fakat çağımızda bilgiye erişim artık çok hızlandı.
Yaş fark etmeksizin herkes cep telefonu üzerinden saniyeler içinde her şeye erişebiliyor.
Günde 7 saatten fazla internette zaman geçiriyoruz.
İşin daha vahim tarafı; bu sürenin 3 saatini sosyal medyaya ayırıyoruz…
Bu tabloya baktığınıza sosyal medya bağımlılığı artık bireysel bir sorun değil, ulusal güvenlik meselesi olarak önümüzde duruyor.
Günün 7 saatini ekranda geçiren bireylerin yaşadığı bir toplum, varlığı nasıl sürdürebilir?
Yahut bağımlılığa teslim olmuş bir nesil, geleceğini de algoritmalara teslim eder mi?

Onlar icat etti onlar yasaklıyor
(Pandeminin de etkisi olabilir); birkaç yıl önce Avrupa bu tehlikeyi fark etti.
Fransa, Almanya, Hollanda, Belçika gibi birçok Avrupa ülkesi tek hedefte birleşti; özellikle çocukları bu bağımlılıktan kurtarmak.
Bu ülkelerde telefon kullanma yaş sınırları yükseltildi… (16 yaşından küçükler için yasak)
Telefonlar okullardan çıktı, sosyal medya erişimi ebeveyn izinlerine bağlandı.

Peki ya bizde durumlar ne?
Telefonlar bizde de okullarda yasak. (Tabi uygulanabilen yerlerde!)
13–18 yaş arası gençlerin yaklaşık %23’ü sosyal medya bağımlısı…
50 milyondan fazla aktif internet kullanıcısı var.
Yani nüfusun 3’te 2’si ekrana mahkûm olmuş durumda.
Ve hala bu büyük sorun, hak ettiği ciddiyetle maalesef konuşulmuyor.

Dijital minimalist olmak…
Tabi ki teknolojiyi yasaklamak değil mesele; toplumu korumak.
Dijital kuşatma altındayken bu araçları sadece gerçek bir değer sağladığında bilinçli bir şekilde kullanmak olmalı.
Küresel şirketler (tüketim çılgınlığı, özenti özelinde),
Dikkat ekonomisi
(özellikle reklam ve pazarlama konularında),
İnternet manipülasyonu
(algoritmalar, sosyal botlar) …
bir nesli bunlara teslim edersek; sadece bir nesli değil bağımsız düşünme yetimiz de kaybolur.

“Sayısız insan, sessiz bir ümitsizliğin hayatlarını sürüyor.” (Henry David Thoreau)

Aslında bu söz bugün daha da bir gerçekliğe dönüşüyor: Eğer bu sessizliği ve ümitsizliği bozmazsak, yarının söz hakkı ekrana ve onu yönetenlere ait olacak…