Doğru kime ve neye göre doğrudur? (2. Bölüm)

Abone Ol

İyi ve kötü sadece iyi ve kötü oldukları için iyi ve kötü değillerdir. Onlara bu vasıfları veren onların tutumları, düşünceleri ve başkaları ile olan ilişkileridir. İyi olan ile kötü olan aynı takımı tutabilir ya da aynı politik görüşe sahip olabilirler. İyi ile kötünün pek çok ortak noktaları varken onları nasıl bizler iyi ya da kötü olarak sınıflıyor ve bir birlerinden tamamen ayırıyoruz. Burada iyiye ve kötüye olan farklı bakış onların ayrılmasında temel kıstas oluyor. Yani aslında başkaları kendi bakış açılarına göre iyi ve kötüye karar veriyorlar.

İyinin iyi olması kötünün de kötü olması nasıl mümkün olur? Neye göre iyi ya da kötü olunur? Bunun ayrımını yapmak için milyonlarca sebep ortaya konulabilir. Haklı ya da haksız, doğru ya da yanlış, iyi ya da kötü pek çok farklı durum kime ve neye göre öyledir? Eleştirinin temel beslenme kaynaklarından birisi burada başlar. Bir kez iyi ya da kötü olarak değerlendirmeyi kabul etmişsek artık iyi ve kötü için eleştiri yapacak pek çok şey ortaya çıkmaya adaydır. Önce kabul etmek sonra onu iyi ve kötü olarak kategorize etmek, ardından da farklı kabullerimiz nedeniyle eleştiride bulunmak en yaygın alışkanlığımız haline gelmiştir.

Sakin bir ortamda iyi ve kötü olduğuna karar verdiğiniz iki insanı düşünmeniz istenirse ne hissedersiniz? Bu iki farklı insan sizin için ne ifade ediyorlar? Siz onların iyi ya da kötü olduklarına nasıl karar verdiniz? Bir insan işinde çok başarılı olabilir ama kötüdür. Bir diğer insan ise işinde başarısızdır fakat iyi bir insandır. İyi olduğuna karar verdiğiniz insan başarısız olmasına rağmen nasıl iyi olabilmektedir? Ya da başarılı bir insan nasıl kötü olabiliyor? Onlara verdiğimiz nitelemelerin her zaman doğru olmayabileceğini, yanılma payının çoğu kez yüksek olabileceği kabul edilmelidir.

Bu ayrımı değer verdiğimiz özellikler nedeniyle yaparız. Başarı odaklı isek “başarılı olan iyidir” diye düşünürüz. Değilsek ve duygusal yönümüz güçlüyse duygularımızda ortaya çıkardığı etkiye göre değerlendiririz. Duygusal yönümüz hassas ve kırılgan yanımız güçlüyse başka bir karara varabiliriz. Bizim için duygusal ve hassas insan iyidir. Oysa iyi insan olarak bellediğimiz pek çok insan tarafından hayal kırıklığına maruz kaldığımızı itiraf etmekten de çoğu kez geri durmayız.

Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşenmiştir

Önemli ve popüler bir söz şöyle der: “Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşenmiştir”. İyi niyetin bile bir kötü amacı olabilir. İyi bir niyetle kötüye savrulmak, kötü bir amaçla iyi olana yönelmek mümkündür. Hayatta sürprizler daima olur. Başlangıç noktası ile sonuç noktası paralel değildir ve üstelik tezatlarla doludur. Bunu insan her zaman organize edemez. İnsan aklının ermediği bu nedenle de doğru yaparken yanlış, yanlış yaparken doğru sonuçlarla karşılaştığı çok olaylar vardır.

“Bir eleştiri okuru olarak sadece “iyi” ya da “kötü”nün değerlendirmesine ya da “bu şu anlama gelir” açıklamasına değil “neden”lere ve “çünkü”lere aynı ilgiyi göstermek önemlidir” (Barrett, 2014). İyi ve kötünün nedenlerini, çünkü diyerek açımlamaya çalıştıklarımızı bildiğimizde kafamızdaki şablon ile gerçek yaşamın mevcut olan gerçeklerinin arasındaki farklılığı da ortaya koymaya başlamışız demektir. Bu eleştiride ne kadar gerçekçi ve subjektif olduğumuzu ortaya koyacak ve yaptığımız işe verdiğimiz öneminde bir açıklayıcısı haline gelecektir.

Hemen hepimiz çoğunlukla iyi ve kötüyü kendimize benzeyip benzememesine göre ya da daha büyük oranda onu bizim vereceğimiz/verdiğimiz anlam üzerinden belirleriz. Aslında sorunumuz kendimizi iyi olduğumuza fena halde inandırmış olmamızdan kaynaklanır. Bir başkasını değerlendirirken tarafsız olabiliriz ama kendimizi değerlendirmeye sıra geldiğinde hemen her defasında kendimizden yana taraf oluruz. Karşımızda değerlendirdiğimiz insanın psikolojik özelliklerini eğer beğenirsek o insana iyi insan deriz. Oysa bu durum gerçeklerle bağlantısı olmayan bir tutumdur ve yanılsamadan başka bir şey değildir.

İyi ve kötünün değerlendirilmesinde psikolojik özelliklerin bu denli belirleyici olması hayatın bir gerçeğidir. Ama çoğunlukla bu gerçeği başka verilerle başka kıstaslarla açıklamaya çalışır kendimizi avutmaya gayret ederiz. İyi olarak kabul ettiğimizi farklı referans noktalarını da ele alarak güçlendirmeye çalışırız. Bir kez bir kişiye iyi demişsek tüm verileri haklı çıkmamıza yönelik kullanmayı tercih ederiz. Boş bir çabadır ama ne yazık ki hayatımızda buna benzer gereksiz bir sürü çabayla meşgulüzdür.

Pek çok değerlendirme insan zihninde kendine yer bulur. İnsanın zihninde verdiği anlam o şey her ne ise o anlama göre bir bağlam içinde gerçekleşir. “İyi ya da kötü diye bir şey yoktur, fakat öyle düşünmek onları öyle yapar” (W. Shakespeare). “İyi dediğin şey her ne olursa olsun “iyi” etiketi biri tarafından bir nedenle verilmiştir, fakat dünyanın bir yerinde aynı şeyi kötü diye adlandıranlar olabilir. Bildiğiniz herhangi bir kötüyü alın ve onun kötü diye yorumlandığı bir yer bulup bulamayacağınıza bir bakın. Hiçbir şey iyi veya kötü değildir fakat düşünce onu öyle kılar” (Goldsmith, 1998).

“Bir varlığın kendisine doğru uzandığı gayeyi gerçekleştiren şeye “iyi” denir. İyi bir ilaç hastayı iyileştirendir; iyi bir zehir öldürücü olandır. Öldürmeyen zehir değersizdir.(…) Bitkiler ve hayvanlarda kötü olan şeye doğru varlığın uzanmadığı görülür. Fakat insan iyiye olduğu gibi kötüye de uzanır. Bunun sebebi, insanın duyumsal zevklerle yüksek gayeler arasında bölünmüş olmasıdır.(…)

Pascal, dinin dışında iyilikle kötülüğün izafi olduğunu, yalnız zamana ve toplumlara göre değil, aynı davranış planı içinde bile iyi ve kötü hükümlerimizin değişebileceğini söyler. Onun şu sözü, toplumda değer hükümlerinin menfaatlere göre değişik şekiller alarak vicdanları çelişkiye düşürdüğünü ortaya koymaktadır: ‘Suyun öte tarafında birini mi öldürdün? Sen bir kahramansın. Eğer suyun berisinde birini öldürdünse sen bir katilsin!’” (Pascal, Topçu, 2016) diyerek vicdanın her koşulda manipüle edilebileceği gerçeğinin yargılarda saçma da olsalar kendilerine yer bulacağını açıkça ifade etmiştir.

Neyi güzel ve neyi çirkin bulduğumuz zamana, mekâna ve olaya göre değişir. Güzel ve çirkinde sadece beğenip beğenmeme hali değil aynı zamanda menfaatlerin çatışması vardır. Güzel olan yararımıza çirkin olan zararımızadır. Güzel olana âşık olurken çirkin olandan kaçmaya çalışırız. Enteresandır birçok insan için çirkin kabul edilebilecek görünüme sahip olmasına rağmen Ferhat Şirin’e olan aşkından dolayı dağları delmeyi başarmış büyük bir insanüstü gayret göstererek onun kalbini kazanmaya çalışmıştır.

Güzel her zaman güzel değildir. Çirkin de her zaman çirkin değildir

Gerçekten güzel olmayan bir sevgiliye bu denli âşık olmak ve bu denli fedakârlık göstermek nasıl anlamlandırılabilir? Burada anlamı güzel ve çirkin üzerinden ifade etmek kolaycılıktır. Güzel her zaman güzel değildir. Çirkin de her zaman çirkin değildir. Bu tanımlamalar eleştirinin yaman ve sıra dışı bir iş olduğunu adeta perçinler. Çünkü kimin neye göre çirkin ya da güzel olduğunun kararını vermek standart bir iş değildir. Bunu kategorize etmenin ve kurallara bağlamanın imkânı yoktur.

Bir erkek çok çirkin bir kadında dünyanın tüm güzelliğini bulabilir. Bu güzellik onun için karanlığın içinden bir kurtarıcı olarak gelir ve hayatını bir güneş gibi ısıtarak parlatır. Diğer yandan güzellik yarışmasında derece yapmış bir kız bir erkek için son derece çirkin ve acuze bir görünüme sahip olabilir. Güzellik ve çirkinlik, bedenler ve görünüm gibi kriterlerle sınırlandırılamaz. Güzellik ve çirkinliğin boyutları her insan için farklıdır. Bütün sıfat ve tanımlamalar, matruşkaların birbirlerinin içinden çıkmaları gibi çirkinliğin içinden güzelliği, güzelliğin içinden çirkinliği çıkarma konusunda mahirdirler.