MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda kritik açıklamalarda bulundu.
Bahçeli, tek taraflı kararlar olarak dünyaya meydan okuyan ABD Başkanı Trump'ı açık bir dille uyararak, İran, Venezuela ve Grönland'ı örnek verdi.
"Günümüzün hasta adamı ABD'dir" diyen MHP lideri, "ABD Başkanının savunduğu, küresel çeteleşmedir. Şiddete ve silaha dayanan siyasetin kıtaları, coğrafyaları gayriahlaki, gayrihukuki ve zorbaca abluka altına almasıdır." mesajını verdi.
Diğer yandan Bahçeli, küresel savaş riskine dikkat çekti.
Öte yandan Devlet Bahçeli, Suriye'de yaşanan gelişmeleri yorumlayarak çok sert mesajlar verdi.
“ABD'NİN TUTUMU KÜRESEL ÇETELEŞMEDİR”
Bahçeli şunları söyledi:
Yaklaşık 5 milyar insan huzursuzluk sarmalında, çatışma ve savaşların odağındadır. Trump'ın söylediği sözler çivisi çıkan dünyanın halinden başka bir şey değildir. Hukuku yapan devlet hukuku çiğnerse çeteden organize suç örgütünden farkı kalmayacaktır. ABD'nin tutumu küresel çeteleşmedir. Küresel kuruluşlardan kademeli çekilen ABD'nin insanlığın sonunu hazırlayan senaryolar inkarı zor bir gerçek olarak karşımızdadır.
“NATO'NUN BAĞLAYICILIĞINDAN BAHSETMEK…”
Petrol, doğal gaz ve değerli madenler çatışmaların hem vasıtası hem motivasyonu haline gelmiştir. Uyarıyorum, herkesi sağ duyuya davet ediyorum. Çok parametreli cepheleşmelerin aynısına birinci ve ikinci dünya savaşları öncesinde tesadüf edilmiştir. Trump zincirleme çılgınlıkları, dünyayı karanlık uçurumun kenarına sürüklemekte. İnsanlığın savaşa girmesi, nükleer silahlarla takibinin yapılması halinde olabilecekleri düşünmek bile korkunçtur.. Venezuela yalnızca bir testtir. Bu şartlar altında NATO'nun bağlayıcılığından bahsetmek akla ve mantığa sığacak mıdır? 'İstedim, öyle düşündüm, alacağım, yargılayacağım' demek, haydi yüreğiniz yetiyor gelin de savaşalım demek değil midir.
"HASTA ADAM ABD"
Türkiye olarak her ihtimali sıfır hata ile ele almak, yüksek öngörü ile değerlendirmek artık vatan, millet ve bekanın şerefidir. 19. yüzyılda Osmanlı'ya hasta adam denmişti! Bugünün dünyasında gerçek hasta adam ABD'dir. Kristal vazo gibi 50 parçaya ayrılacağı günler uzak değildir. Dünya ABD ve İsrail'den müteşekkir değildir. BM üyesi 191 ülke meydanın boş olmadığını göstermelidir.
İRAN'A DESTEK MESAJI
Değerli arkadaşlarım; İran’da para birimi riyalin rekor düzeyde değer kaybetmesinin ardından, başkent Tahran’daki tarihî Kapalıçarşı esnafının 28 Aralık 2025 tarihinde başlattığı protestolar, 16. gününde kitleleşerek ülke geneline yayılmıştır.
Bu anlatılanlar, madalyonun yalnızca bir yüzüdür. Diğer yüzü ise İran’a yönelik organize ve çok aktörlü istihbarat faaliyetleri; emperyalist provokasyonlar, kumpaslar ve tertiplerdir. Mühim olan, dikkatle tefrik ve tefsil edilmesi gereken husus da işte bu yüzdür.
"GEZİ" BENZETMESİ
İran’daki şiddet olaylarında çok sayıda kişi hayatını kaybetmiştir. Olması gereken siyasî gerçekliğe bakarak diyebilirim ki; İran’ın huzursuzluğu, İran’ın bölünmüşlüğü, sancı içinde kıvranması; Türkiye’yi ve bölge ülkelerini her açıdan tehdit etmektedir. Komşu ülke İran’ın siyasî bütünlüğü, toprak bütünlüğü; iç barışı, istikrarı ve huzur iklimi Türkiye için hayati, hatta hayat memat meselesidir. Hangi mihrakların devrede olduğunu, hangi planların uygulamaya konulduğunu, nasıl bir İran’ın hedeflendiğini; parkta oynayan çocuklara sorsak, onlar bile itiraf edercesine ifade edebilecek durumdadır. Bu nedenle buzdağının yalnızca görünen kısmına değil, su altında kalan bölümüne de bakmak lazımdır. İran’a neşter vuran, İran’ı felç etmek için örtülü operasyonlar yürüten; siyasî, askerî ve ekonomik tehditlerle köşeye sıkıştırmaya çalışan mihrakların hüviyetleri bellidir. Habis ve hayâsız hedefleri bilinmektedir. Tehdit son derece tanıdık ve yakındır. Gezi Parkı olayları ile İran’daki malum hadiseler arasındaki benzerlikler üzerine dikkatle düşünmemizi özellikle temenni ediyorum.
“GÜN, BİR VE BERABER OLMA GÜNÜ”
ABD ve İsrail’in İran’a karşı saldırı pozisyonuna geçmesi; doğrudan müdahale amacıyla ülkenin daha da karışmasını gözlemlemeleri, daha doğrusu karıştırılmasını temin etmeleri; az evvel bahsettiğim küresel konvansiyonel savaşa bir adım daha yaklaşmak anlamına gelmektedir. İran’daki olaylara; siyasî, ahlaki, inanç, kültür ve komşuluk bağları gereğince mutlaka karşı durulmalı, karşı çıkılmalıdır. Üzerinde yaşadığımız coğrafyanın siyonist ve emperyalist bir kuşatma ve kurcalamayla altüst edilmesi; etnik ve mezhebi fay hatlarının kırılarak husumet mevzilerinin çok daha güncellenip güçlenmesi, hepimizin aleyhine olacaktır. Bu nedenle gün, bir ve beraber olma günüdür.
İRAN TÜRKLERİNE TEŞEKKÜR
İran Türklerinin olaylara soğukkanlı ve mesafeli yaklaşımı da ayrıca değerlidir ve tebrike layıktır. İran halkı, emperyalizmin köstebek lider projelerine ve siparişlerine müsaade etmeyecektir. İran’daki hareketler; herhangi bir dış bağlantılı dayatmanın ve müdahalenin bozuk tarlasını sürmeye, böylesi bir şer oyununa alet olmaya, sonucu son derece tehlikeli olan bir istikrarsızlığa çanak tutmaya yanaşmayacak; hiçbir yanlışa ortak olmayacak, hiçbir mütecaviz girişime kalkışmayacak, emperyalizmin taşeronu olmaya heves etmeyecek ve bunu gündemine dahi almayacaktır.
"YPG, YANLIŞ YAPMIŞTI! TRUMP SATTI"
Bakınız; Suriye’nin orasına burasına yuvalanan siyasî alçaklık, suyu bulandırmak, iç bütünlüğünü yıkmak ve iç bölünmeleri kışkırtmak için her yola tevessül ve teşebbüs hâlindedir. Halep-i Neşrefiye ve Şeyh Mahzût mahalleleri için yaşanan alan çatışmaları, her açıdan düşündürücüdür. YPG, yanlış üstüne yanlış yapmıştır. Halep oradaysa, arşının Şam’da olduğu da netleşmiştir. Trump ise ayaküstü bunları satmıştır. Şu gerçeği tekrar vurgulamakta yarar vardır: PKK’nın örgütsel varlığı feshedilmiş, silahlar bırakılmıştır. Bu terör örgütünün uzantısı olan SDG–YPG’nin de akıbeti aynı olmalıdır.
"YPG-SDG İMRALI'DAN BAĞIMSIZ DEĞİL"
Bizim için yegâne geçerli olan, İmralı’nın 27 Şubat çağrısıdır; bu çağrı barışa ve kucaklaşmaya davettir. Üstelik bölücü terör örgütünün bütün yapılarını bağlamaktadır. SDG ve YPG bundan bağımsız değildir; olması da mümkün değildir.
"MAZLUM ABDİ İSİMLİ TERÖRİST İSRAİL’İN KUKLASIDIR"
Görünen gerçek, aynısıyla şöyledir: Özellikle Mazlum Abdi isimli terörist, siyonizmin yanı başındadır; İsrail’in kuklasıdır, PKK’nın kurucu göndermesine saygısız ve sadakatsizdir.
Hiç kimse, bilhassa DEM Parti, Halep’te Kürt kardeşlerimize saldırıldığını, kanlarının döküldüğünü söylemez; söyleyemez. Söylese bile bunun inandırıcılığından söz edilemez.
Kürt kardeşlerimizin kanı bizim kanımızdır. Acısı bizim acımızdır. Halep’te sivilleri canlı kalkan yapan, masumların arkasına saklanan ve onları ölüme sürükleyen SDG ve YPG’dir. Çok şükür Suriye ordusu, sivilleri sabırla ve tam tekmil hâlde tahliye etmeyi başarmış, onların kılına dahi dokunmamıştır.
“SON DERECE SORUNLU BİR DİLDİR”
DEM Parti yetkililerinin “Türkiye’yi uyarıyoruz” diyerek başlayan söz ve açıklamaları; SDG ve YPG’yi aklama ve arkalama niyetleri bakımından hakikaten çok üzücü ve son derece sorunlu bir dildir.
Terörsüz Türkiye’nin adım adım hayata geçtiği bu süreçte her türlü fedakârlık yapılırken, birdenbire Halep gerekçesiyle sokaklara dökülmek; cımbızla seçilmiş gerekçelere saplanıp kalmak, Diyarbakır’dan İstanbul’a kadar meseleyi bağlamından koparıp istismar etmek hiç kimseye bir şey kazandırmayacaktır.
“TÜRKLER VE KÜRTLER KADER ORTAĞI”
Bilinmelidir ki Türk’ün kanı Kürt’e, Kürt’ün kanı da Türkiye’ye haramdır. Çünkü biz kardeşiz; biz kader ve keder ortağıyız. SDG–YPG’nin Ankara’ya davet edilip müzakere edilmesini istemek; ya aceleye getirilmiş bir açıklamadır ya da meseleyi kavrayamayan, gerçekleri göz ardı eden bir akıl tutulmasıdır. İsrail’in güdümündeki bir terör örgütüyle pazarlık nasıl olacaktır?