☰
✕
Gündem

Uzmanlardan İstanbulkart uyarısı!

İsrail’in Lübnan’da çağrı cihazlarını hedef alarak gerçekleştirdiği saldırı, kişisel verilerin güvenliği konusundaki endişeleri yeniden gündeme taşıdı. Uzmanlar, İstanbulkart üzerinden elde edilebilecek kişisel bilgilerin kötü niyetli kişilerin eline geçmesi hâlinde güvenlik riski oluşturabileceği uyarısında bulunuyor.

Abone Ol

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Birleşmiş Milletler kürsüsünden geçtiğimiz günlerde yaptığı konuşmada çağrı cihazı gösterip Lübnan’da gerçekleştirilen terör eylemlerine atıfta bulunarak tüm dünyayı tehdit etmesi, kişisel verilerin güvenliği ve çalınan kişisel verilerin terör eylemlerinde kullanılabileceği gerçeğini ortaya koydu.

Kişisel veri güvenliğinin son dönemde hayati önem taşıdığını belirten uzmanlar, 2024’te Lübnan’da gerçekleştirilen terör eylemlerinin ardından kişisel verilerin korunması gerektiğini vurguladı. Uzmanlar, geçtiğimiz dönemde İstanbulkart aracılığıyla İstanbulluların çalınan verilerinin terör eylemlerinde kullanılabileceğini ifade etti.

İsrail tarafından 2024 yılında Lübnan’da telsiz ve çağrı cihazlarının patlatılması suretiyle düzenlenen terör saldırıları, 42 kişinin ölümü ve yüzlerce kişinin de yaralanmasıyla sonuçlanmıştı.

Bu terör eylemleri henüz dünya hafızasında tazeliğini korurken İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Birleşmiş Milletler kürsüsünde yaptığı konuşma sırasında çağrı cihazını göstererek adeta tüm dünyayı tehdit etmesi büyük tepkiyle karşılanmıştı.

İsrail’in kişisel verileri kullanarak uzaktan suikastlar düzenleyebilmesi, kişisel verilerin gizliliğinin önemini bir kez daha gündeme getirdi. Bu konuyla ilgili araştırmalar yapan Adli Bilişim Uzmanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık, İsrail’in Lübnan’da gerçekleştirdiği terör saldırılarının ardından her türlü veriyi kullanarak dünyada herkese saldırı gerçekleştirebileceğini ifade etti.

Yine konuyla ilgili uzmanlardan Dijital İletişim Koordinatörü Ümit Sanlav, telefona indirilen bir uygulama sonucunda kötü niyetli odakların tüm bilgilere hâkim olabileceği bir seviyeye gelindiğini dile getirdi. Sanlav, özellikle İBB tarafından organize edilen ulaşım kartı uygulamasında tüm bilgilerin alınıp kimliği belli olmayan kişilere satıldığını ifade ederek bu bilgilerin İsrail’in bile elinde olabileceğini söyledi.

İstanbulluların verilerinin iki ülkeye aktarıldığı iddialarının son derece vahim olduğunu dile getiren Iyaz Çimen, İstanbulluların kişisel verilerinin satılması olayının her ne kadar iddia aşamasında olsa da kime gittiği ve nasıl kullanılacağı sorularının ciddi endişe yarattığını ifade etti.

Adli Bilişim Uzmanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun BM Genel Kurulu’nda eline çağrı cihazı alarak Hizbullah’a yönelik 2024’teki saldırılara yaptığı göndermeyi değerlendirdi. Kırık, söz konusu açıklamaların teknoloji ve istihbarat güvenliğinin önemini bir kez daha ortaya koyduğunu belirterek yerli ve millî teknolojilerin geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Prof. Dr. Ali Murat Kırık, “Netanyahu elindeki cihazı delegelere göstererek, ‘Çağrı cihazlarını hatırlıyor musunuz? Hizbullah’ın onları çok iyi hatırladığını söyleyebilirim.’ ifadelerini kullanması, üzerinde titizlikle durulması gereken bir durum olduğunu söyledi. Netanyahu bu sözlerle, İsrail’in 2024’te Hizbullah’a karşı çağrı cihazları ve telsizlere yerleştirilen patlayıcıların uzaktan infilak ettirildiği saldırıya gönderme yaptı.” dedi.

NETANYAHU’DAN DİKKAT ÇEKEN MESAJ

Kırık, Netanyahu’nun konuşmasında ciddi bir gönderme yaptığını belirtirken açıklamasının tüyler ürpertici olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Kırık, “Netanyahu’nun Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yapmış olduğu açıklama hakikaten tüyler ürpertici cinsten. Çünkü aslında ciddi bir gönderme yaptı.

Bildiğiniz üzere Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda söz alarak başlayan ve daha sonraki süreçte çağrı cihazlarını tüm kamuoyuna gösteren bir açıklama gerçekleştirdi. ‘Bu çağrı cihazlarını hatırlıyor musunuz? Hizbullah çok iyi hatırlar.’ şeklinde bir açıklama yaptı.

Hemen iki sene önceye gitmemiz lazım aslına bakarsanız. Biliyorsunuz, iki sene önce de 17-18 Eylül’de Lübnan’da çağrı cihazları ve telsizler patlamıştı. Bu çağrı cihazlarının çok ciddi bir şekilde bir sinyal gönderilerek patlatıldığı ortaya çıkmıştı ve bu eş zamanlı bir şekilde gerçekleştirilmişti.

Burada aslında Mossad ve Birim 8200’ün payı olduğu daha sonra ortaya çıktı. Zaten Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda bu göndermeyi Binyamin Netanyahu’nun yapması da açıkçası bu sürecin arkasında kendilerinin olduğunu açık ve net bir şekilde gözler önüne serdi, gösterdi diyebiliriz.” diye konuştu.

CEP TELEFONLARI İSRAİL’İN BİR PARÇASI

Prof. Dr. Kırık, Netanyahu’nun cep telefonlarını kastederek “O elinizdeki cep telefonları İsrail’in bir parçası.” söylemini hatırlatırken bunun tarihî bir itiraf olduğunu vurguladı.

Prof. Dr. Kırık, “Tabii bu çağrı cihazları, telsizlerin patlatılmasının arkasındaki olay araştırıldığında çok vahim bir tablo ortaya çıkıyor. Biliyorsunuz, Hizbullah burada akıllı telefonları ve tabletleri kullanmamasının sebebi sinyal istihbaratına yakalanmasınlar, elektronik olarak istihbarat toplamasın İsrail diye gerçekleştiriyorlar ve bundan kaynaklı analog sistemlere dönüyorlar.

Fakat burada da bu cihazların içerisine pentaeritritol tetranitrat dediğimiz bir patlayıcı yerleştirdiklerini görüyoruz. Daha sonra belli bir frekans ve sinyal gönderimi ile birlikte eş zamanlı bir şekilde bir çağrının geldiği ve daha sonraki süreçte bütün Hizbullah üyelerinin tabii ki bu mesaja bakmak için cihazı ellerine almasıyla patlatıldığını görmüştük.

Bundan yaklaşık bir sene sonra yine Kudüs’te Binyamin Netanyahu’nun bir açıklaması vardı. Amerika’dan gelen eyaletlerden gelen milletvekillerine ve kamuoyuna yapmış olduğu bir açıklama vardı. Hatta şu soruyu sormuştu: ‘Cep telefonunuz var mı? İşte o elinizde tuttuğunuz cep telefonları İsrail’in bir parçası.’ demişti.

Yani bu 17-18 Eylül saldırılarından yaklaşık bir yıl sonra bu açıklamayı yapmıştı. Bu bir tarihî itiraftır. Yani zaten telefonların kendi kontrollerinde olduğunu söylemesi, ki çoğunun menşeinin aslında Amerika Birleşik Devletleri olduğunu da söyleyebiliriz, bunu tarihî bir itiraf olarak tüm kamuoyuna sunmuştu.” ifadelerini kullandı.

TEKNOLOJİDE GÜVENLİK UYARISI

Prof. Dr. Kırık, teknolojinin istihbarat faaliyetleri açısından çok önemli olduğunu belirtirken yerli ve millî teknolojileri kullanarak istihbaratın dışarıya sızmaması gerektiğini ifade etti. Kırık, “Şimdi artık biliyorsunuz, nasıl ekonomi önemliyse teknoloji de bir o kadar önemli.

Teknolojiyi elinde bulunduran ülkeler çok rahat bir şekilde istihbarat, dinleme, izleme ve takip etme faaliyetleri yürütebilirler. Bildiğiniz üzere bizlerde de aynı durum söz konusu. Yani bizler de bu teknolojiyi kullanıyoruz. İşte Amerikan menşeli cihazlar kullanıyoruz, Çin menşeli cihazlar kullanıyoruz, Kore menşeli cihazlar kullanıyoruz.

Bir de akıllı telefonlar, akıllı televizyonlar giderek yaygınlaşmaya başladı. Yapay zekâ, biliyorsunuz, önüne geçilmez, freni patlamış bir kamyon gibi ilerlemeye başladı.

Bu aslında insanlık açısından da ciddi bir risk. Yerli ve millî teknolojilerin ne kadar önemli olduğunu görmüş oluyoruz. Zaten bizim, biliyorsunuz, ULAK dediğimiz bir sistemimiz var. Bu sistemi kullanıyoruz.

Yani özellikle ordumuzun kendi telsizlerini, çağrı cihazlarını kullandığını görüyoruz. Bunlar da ASELSAN tarafından gerçekleştiriliyor. Bu son derece kıymetli. Niye? Çünkü istihbaratın bu noktada dışarıya gitmemesi gerekir, içeride kalması gerekir.

İşte bunu çok rahat bir şekilde bu ULAK dediğimiz sistem aracılığıyla gerçekleştirebiliyoruz. Yani kendi sistemimiz söz konusu. Özellikle, biliyorsunuz, askerî muhaberat konusu hepsinden çok daha önemlidir.

Tabii ki kullanıcı güvenliği de son derece önemlidir ama kullanıcı güvenliği için de aynı şekilde ASELSAN’ın, biliyorsunuz, yerli telefon üretimine yönelik çalışmaları var.

Çünkü teknoloji ne kadar yerlileşirse o kadar fazla dışarıya istihbarat akışı engellenmiş olur. Bizim için de bu çok önemlidir.” ifadelerini kullandı.

YERLİ TEKNOLOJİ VURGUSU

Prof. Dr. Kırık, yerli ve millî teknolojilerin gelişmesi gerektiğinin altını çizerken bu teknolojilere bir an önce dönülmesi gerektiğini vurguladı. Prof. Dr. Kırık, “Yerli ve millî teknolojilerin gelişmesi, çağrı cihazları, işte telsizler, tabletler, bilgisayarlar ve biliyorsunuz, kendi işletim sistemlerimizin kullanılmaya başlanması istihbarat konusunda da elimizi güçlendirmiş olacak.

Çünkü görüyorsunuz, artık bu akıllı cihazlar millî bir güvenlik sorunu oluşturmaya başladı. Çünkü bugün artık hem dijital istihbarat açısından olsun hem teknoloji şirketleri açısından olsun ne yazık ki bu tarz dijital veriler, dijital profilleme oluşturuyor. Biz ne kadar, hani, sınırlamaya çalışsak da kendimizi, uygulamalara verdiğimiz erişim izinleri ve ne yazık ki kullanıcı sözleşmelerinde yer alan birtakım açıklar ciddi problemleri beraberinde getiriyor.

Ama bu açıdan bakmamak lazım. Şöyle bakmak lazım: Hani atalarımız şöyle bir söz söylemiş, ‘Zararın neresinden dönersen kârdır.’ Ne kadar hızlı bir şekilde bu teknolojiye, yerli ve millî teknolojiye adapte olabilirsek o kadar fazla kendimizi korur ve güvende hissetmiş oluruz.” dedi.

HER CİHAZ RİSK TAŞIYOR

Konuya ilişkin açıklama yapan bir diğer uzman, Dijital İletişim Koordinatörü Ümit Sanlav ise “2024 yılında Lübnan’da çağrı cihazlarına eş zamanlı bir saldırı gerçekleştirildi.

Bu bize neyi gösterdi? İnternet erişimi olan her türlü teknolojik cihazın içerisine yerleştirilen casus yazılımlarla bu cihazların yönetimini, bu yazılımı yerleştiren kişilerin eline verebiliyoruz. Bu da bütün teknolojik cihazların bizim için ne kadar riskli ve tehlikeli olduğunu ortaya koydu.

İnternet erişimi olan bütün teknolojik cihazların aslında bir bombaya bile dönüşebileceğini ve bizim için ne gibi sakıncalara sebep olabileceğini, ne gibi sorunlar teşkil edebileceğini aslında bu saldırı ile anlamış olduk.

İnternet erişimi olan bütün cihazlarda aslında sadece casus bir yazılımla bomba hâline gelmesi değil, her türlü bilgimizi o insanın eline verip bir anlamda casusluk yapmasına da fırsat veriyoruz.” ifadelerini kullandı.

UYGULAMALARDA KİŞİSEL VERİ UYARISI

Herhangi bir uygulama indirdiğimiz zaman bu uygulamanın telefonda “Rehberinize, galerinize, mikrofonunuza erişebilsin mi?” gibi sorular sorduğunu ifade eden Ümit Sanlav, “Biz bunlara ‘evet’ demezsek o cihazdan randımanlı bir şekilde faydalanamamış oluruz.

Bütün bunlara ‘evet’ dediğimiz zaman da cep telefonumuzun içinde ya da bilgisayarımızın içinde aslında kimin dolandığını bilmediğimiz anlamına gelir. Wi-Fi bağlantısı ile herhangi bir hacker çok rahatlıkla telefonumuza, bilgisayarımıza ve tabletimize erişebilir. Bu sayede kamerasından, mikrofonundan ve galerisinden faydalanabilir. Bizler için çok ciddi bir tehlike oluşturduğunu görüyoruz.” dedi.

Sanlav, “İsrail dijital alandaki atakları ile az önce bahsetmiş olduğum bu temel verilerimizi, konumumuzdan tutun da kameramıza kadar, telefonumuzun içerisine yerleştirilebilecek casus yazılımdan her türlü bilgimize kadar bütün verilerimizi aslında İsrail’in eline vermiş oluyoruz. Bu bilgiler kimdeyse, bu yazılımı kim geliştirdiyse bütün bilgileri onun eline vermiş oluruz.

Bu bilgiler İsrail’in elindeyse çok ciddi bir tehlike. Sadece bununla ilgili de değil. Kısa bir zaman önce ortaya çıkan İstanbul Büyükşehir Belediyesi iddianamesinde de geçerli bir konu vardı. Bütün verilerin yurt dışına satıldığı, bir anlamda peşkeş çekildiği iddianamede geçen en önemli konulardan bir tanesi. Düşünsenize, kim olduğunu bilmediğiniz insanlar bizim telefonumuza kadar erişebiliyorlar.

İBB’den indirdiğimiz herhangi bir ulaşım kartı uygulaması bile telefonumuzdayken benim sesimi dinleyebiliyor. Benim kameramı kullanabiliyor. Benim galerime erişebiliyor. Bu bilgilerin kimin elinde olduğunu bilmiyorum. Bu bilgiler yurt dışında satılmış. Bu bilgiler Netanyahu’nun açıklamasının ardından İsrail’in bile elinde olabilir.” şeklinde konuştu.

Bir uygulama indirdiğimiz zaman ona hangi verileri verdiğimize aslında çok dikkat etmemiz gerektiğini kaydeden Sanlav, “İBB’nin bu uygulamasına biz hangi verilerimizi verdik? Maalesef bütün verilerimizi verdik. Şu anda telefonumuza indirdiğimiz herhangi bir uygulama bu sosyal medya platformları için de geçerli, İBB’nin İstanbulkart’ı için de geçerlidir.

Biz telefonumuzda o uygulama açık olsun ya da olmasın bütün verilerimize erişebiliyor. Özel hayatımızı gözlemleyebiliyorlar. Buradaki çalışmalara göre bizleri manipüle de edebiliyorlar. Biz bir video izledikten sonra hangi videoları önümüze çıkartacağını seçebiliyorlar. Bizim tercihlerimizin dışında başka tercihlere bizleri yönlendirebiliyorlar.” ifadelerini kullandı.

KİŞİSEL VERİLER İÇİN HUKUKİ UYARI

Avukat Iyaz Çimen ise “Artık günümüzün en önemli kişisel verisi, bir kişiye götüren her türlü bilgi. Burada isim, soyisim, T.C., kan grubu, sağlık verisi, lokasyon verisi gibi aklınıza gelebilecek her türlü bilgi kişisel veri olarak tanımlanır. Bu noktada da İBB soruşturmasında iki uygulamadan bahsediliyor.

Bu uygulamaya kaydolmuş vatandaşlarımızın isim, soyisim, yüz ve göz hareketleri, bu noktada neye, nasıl tepki verdikleri, siyasi anlamda neye daha yakın olup olmadıkları gibi verilerin iki yurt dışı ülkesine aktarıldığı, bunlarla ilgili belirli bir kazanç sağlandığı, aynı zamanda bunların vatandaşın zararına olacak şekilde paylaşıldığı iddiası yer alıyor.

Bu noktada vatandaşlarımız kişisel verilerinin bu şekilde paylaşılmasından dolayı hem cezai olarak şikâyetçi olma hakkına sahip oluyorlar hem de bundan kaynaklı maddi bir zarar ortaya çıkarsa bunun tazminini talep etme hakkına sahip. Şu anda soruşturma devam ediyor.

Bununla ilgili net bir ceza kararı çıkmış değil. Bu konuda ciddi iddialar var. Bunların karşılığında da yargılamanın devamı süresince sorumluların cezalandırılabileceğini göreceğiz.” dedi.

VERİ İHLALLERİNE DİKKAT

Trump’ın son seçiminde bu şekilde bir veri işleme sürecinin artık iddia boyutunu aşacak nitelikte olduğunu kaydeden Çimen, konuşmasına şöyle devam etti:

“Ülkemizde veriler doğrudan satış ve pazarlama konusunda kullanılıyor. Hem de bu şekilde siyasi olarak baktığınızda vatandaşın eğilimi tespit edilerek yönlendirilmesi söz konusu olabiliyor.

Sizler günlük hayatınızda da bir şeylerden bahsettiğinizde, en ufak bir ev araç gereci almaktan bahsettiğinizde buna yönelik reklamlar görüyorsunuz. Siyasi yönelimle ilgili de verilerin işleniyor olması da kişinin iradesini de etkileyebilecek ve değiştirebilecek boyutta kullanılabilir.

Bu da son derece riskli ve tehlikeli bir durum. Kişinin dolandırılıyor olması, verinin ele geçirilmesi kadar riskli ise iradenin etkileniyor olması da aynı riski taşıyor. 2016 yılından beri ülkemizde 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu yürürlükte. Bu kanuna göre verilerin ne şekilde işlenebileceği belirlenmiş durumda.

Bir verinin işlenebilmesi için öncelikle kişinin açık rızası gerekir. Yapılan ana faaliyet konusunun bu veriyi işlemekteki zaruri unsuru yoksa, kişi ihtiyari olarak tamamen keyfiyetten dolayı veriyi işlemek isterse ve bunu talep ederse burada hukuka aykırı veri işleme söz konusu olur. Her ne kadar kişiye açık rıza verse bile hukuka aykırı veri işleme söz konusu olduğunda hem kurum tarafından idari para cezası verilmesi hem de cezai olarak veriyi işleyenin sorumluluğu gündeme gelecektir.

Muhtemel bir zararda da kişisel veri sahibi olarak bunun tazmini için dava açabilecektir. Bu versiyonları düşündüğümüzde de kuruma şikâyet başvurusu olabilir. Ya da veri işlemek kişiye karşı verilerin kısıtlı işlenmesine dair rıza verilebilir. Kişilerin asgari verilerini vermeleri esastır. Ben kendime ait zaruri bir bilgi yoksa vermiyorum. Onları da maskeleyerek veriyorum. Soyadımı bildirmesini istiyorsa sadece baş harfini girerek veriyorum.

Bu noktada kendimi korumaya çalışıyorum. Vatandaşlarımızın genel bir korumadan ziyade bireyselleştiğimiz bugünlerde kendilerini korumaya, asgari veri vermeye başlamaları lazım. Aksi hâlde zararı önlemek çok mümkün olmayabilir. Açıkçası duyduğumuzda da çok üzüldüğümüz bir durum. Bazen haberlerde görüyorsunuz. Online platformun açık verdiği sızıntıdan dolayı şu kadar vatandaşın verileri çalındı gibi haberlerle uyanıyoruz.

VERİLERİN AKTARILMASI ENDİŞE YARATIYOR

Bunun birçoğu çalınmadan ziyade gerçekleşen aktarımlar söz konusu oluyor. Maalesef günümüzde veri dediğimiz şey çok değerli ve bu veri vatandaşın lehine, aleyhine olabilecek ve belirli amaçlara ulaşabilecek hem maddi hem de siyasi ya da farklı faydalar elde edebiliyorsunuz. Her ne kadar belediye olsa da kamu kurumu da olsa karşımıza bu şekilde çıksa da maalesef bu zararlar ortaya çıkabiliyor.

Vatandaşlarımızın ilerleyen aşamada da bu risklerle karşı karşıya olduğunu açıkça söyleyebiliriz. Son haftalarda yapılan operasyonlarla 250 bin kişinin üzerinde mağdur olduğu ortaya çıktı. Korunmaya daha yüksek ihtiyaç duyan sağlık verileriniz bile bu şekilde aktarılabiliyor.

Bunların tespit edilip cezalandırılması ile birlikte toplumda bu gibi ihlallerin azalacağını düşünüyorum. İdari ve adli birimlerimizin çok ciddi ve titizlikle çalışması gerektiğini düşünüyorum. Maalesef birçok alanda veri ile ilgili ihlal gerçekleşiyor. Bir milletin geleceğini belirleyebilecek olaydan bahsediyoruz.”