Ekonomi

Bakan Şimşek "Türkiye için fırsat penceresi" diyerek açıkladı

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Kanal 7 Medya Grubu tarafından düzenlenen 'Yükselen Türkiye Zirveleri'nde açıklamalarda bulundu. Bakan Şimşek, dünyada yaşanan savaşlar nedeniyle savunma alanında harcamaların artacağını bildirerek, bunun Türk savunma sanayisi için önemli bir fırsat olduğunun altını çizdi. Diğer yandan Şimşek, enflasyonla mücadeleyi eleştirenlere ise net yanıt verdi.

Abone Ol

Kanal 7 Medya Grubu tarafından hayata geçirilen "Yükselen Türkiye Zirveleri", Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in katılımıyla gerçekleşti.

Haliç’te düzenlenen organizasyon; kamu, özel sektör ve akademi dünyası ile geleceğin iş insanları olan üniversite öğrencilerini aynı platformda bir araya getirdi.

BAKAN ŞİMŞEK'TEN FLAŞ AÇIKLAMALAR

Bakan Şimşek zirve kapsamında Ülke TV ve Kanal 7 canlı yayında önemli açıklamalarda bulundu.

“FİYAT ŞOKUYLA KARŞILAŞIYORUZ”

Şimşek'in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

Bizim uyguladığımız ekonomi programlarının kazanımlarını sizlerle paylaşmak isterin. Küresel gelişmelerin yarattığı fırsatlar üzerinde durmak istiyorum. Gerek Sayın Karaman gerekse rektörümüz çok net bir şekilde belirsizliklerin altını çizdiler. Dünya yoğun bir belirsizlikle karşı karşıya. Dünyanın çeşitli yerlerinde kutuplaşmalar, gerilimler söz konusu. Kısa vadeli bir resim var ve orta uzun vadeli bir resim var. Kısa vadeye baktığımız zaman şunu görüyoruz, İran-ABD-İsrail savaşının getirdiği emtia fiyat şokuyla karşılaşıyoruz. Petrol, doğal gazdan bahsediyorum, burada önemli kırılmaların yaşandığı bir dönemden geçiyoruz.

Büyümede bir ivme kaybı konuşuluyor. Geçen hafta bunlar konuşuldu. Orta vadeye uzun vadeye baktığımız zaman jeopolitik gerilimler normalleşmiş gibi. Maalesef dünya yeni normal ile karşı karşıya. Dünya ticaretinde parçalanma var.

EMTİA FİYATLARI NE OLUR?

Belki 10 kat belki bin kat daha yıkıcı gelişmelere sebep olabilecek çok kapsamlı bir devrim yaşanıyor. Dünya çok büyük bir borç ile karşı karşıya. Faizlerin yüksek olduğu bir ortamda bu soruna dönüşebilir. İklim değişikliği bir realite, ideolojik bir okuma değil. Bütün bu sorunlar ne anlama geliyor? Bizim bildiğimiz anlamda büyüme eskisi kadar güçlü olamayabilir. Bu resmi biraz daha detaylandırmak istiyorum. Aslında bu sene ve önümüzdeki dönem için emtia fiyatlarında bir düşüş öngörüyorum. Savaş ile birlikte yükseliş var. Önümüzdeki 2 yıl makro görünüm şöyle olacak demeyi dünya demekte zorlanıyor. IMF gibi ancak senaryo kurabilir. Küresel büyümenin yüzde 2'nin altına düşmesi resesyon demek. Bu aşamada küresel ekonomiye ilişkin ancak bir senaryo analizi yapılabilir. Belirsizlikler devam ettiği için çıkarımlar yapmak için erken. Biz dünyaya mal satıyoruz. Geçen sene 400 milyar doların üzerinde dünyaya ürün sattık. 400 milyar dolar önemli bir para. Bizim mal sattığımız ülkelerde büyüme nasıl?

“HER ALANDA ÇİN'İN ETKİSİ VAR”

İkinci Çin şokunu konuşmamız gerek. Birinci Çin şoku Çin'in dünya ticaret örgütüne katılmasıdır. Çin'in dış ticaret fazla 1,2 trilyon dolar. Bunun da Türkiye'ye etkisi var. Uzun bir süredir imalat sanayisinde düşüş yaşanıyor. Enflasyon yok. ABD'ye satamadığı ürünleri dünya pazarına yüklüyor. Yeşil teknolojilerde Çin'in otomotiv üretim kapasitesi dünyanın yarısı kadar. Yüksek teknolojilerde de benzer şekilde. Nadir toprak elementlerinden tutun hemen hemen her alanda Çin'in etkisi var. Çin'de kırmızı çizgi sanayi üretimi ve bunu dünyaya satmak zorunda. Çin'in Afrika'ya ihracatı, Trump'ın 1 Nisan açıklamalarından bu yana yüzde 26 yükseldi. ABD, Çin ürünlerini yasakladığı için. Çin'in Türkiye'ye ihracatı yüzde 10 şekilde artış göstermiş durumda. İkinci Çin şokunu bir kenara bırakıyorum.

"TÜRKİYE İÇİN BÜYÜK BİR FIRSAT"

Dünya eski dünya değil. Karşımıza büyük bir trend çıkıyor. Küresel savunma sanayii harcamaları. Avrupa'da bazı ülkeler milli gelirlerinin yüzde 5'ini savunma sanayisine harcıyor. Türkiye burada büyük bir fırsat penceresi görüyor. Küresel savunma sanayi harcamaları 6,6 trilyon dolara çıkacak. Dolayısıyla savunma sanayisinde Türkiye çok güçlü bir altyapıya sahip. Bundan dolayı da biz bunu büyük bir fırsat olarak görüyoruz.

“BU KORİDORU BİZ GÜÇLENDİRİYORUZ”

Orta koridor dediğimiz yani Asya'yı Avrupa'ya bağlayan ana koridorlardan bir tanesi Anadolu'dan geçiyor. Bu koridoru biz güçlendiriyoruz. İstanbul'da 3. Köprü üzerinden geçecek demir yolu bağlantısı için çalışmalar başlattık. Biz bağlantısallığa yatırım yapıyoruz. Biz bu koridorları Türkiye'nin menfaatine güçlendiriyoruz. Yeni nesil ticaret anlaşmaları için çalışıyoruz. Sağlık turizmi, eğitim, turizm, yeniden inşa, bunlar da ihracat. Bizim bildiğimiz anlamda bir korumacılık henüz yok. Bundan dolayı Türkiye'nin bu yönleri güçlü olduğu için bundan sonra yapacağımız ticaret anlaşmalarına diyoruz ki, "Bunları da katalım". Aslında Avrupa Birliği ile ticaretimiz yıllık 200 milyar dolar. Bunu 500 milyar dolara çıkarabiliriz ama AB kendi siyasi sorunları nedeniyle bunu gerçekleştiremiyor. Afrika ile çok ciddi işbirlikleri içerisindeyiz. Asya'yı yeniden keşfediyoruz.

“25 TRİLYON DOLARLIK BİR PAZARA DÖNÜŞECEK”

Yapay zeka, otonom sistemler o kadar hızlı bir şekilde geliyor ki, bu tabi dünya için büyük bir fırsat. Ama maalesef eşit dağılmayacak. Yapay zekanın en büyük ayağı verimliliği artıracak bir teknolojidir. İstihdam piyasalarına büyük etkisi var. Geçmişte nitelikli gördüğümüz alanlar şuanda çok hızlı bir şekilde yapay zekayla arka plana itilmekle karşı karşıya. Bölgeler arasında dengesizlik büyük bir risk. Otonom sistemler dedik, yapay zekayla destekli sistemlerden bahsediyoruz. Oturup şikayet edeceğimize küresel robot piyasası çok küçük bir piyasa ama bu piyasa 2050 yılına kadar 100 milyar dolardan 25 trilyon dolarlık bir pazara dönüşecek. Şimdi bizim sanayicilerimizin bu trendleri ıskalamaması lazım. Çünkü katma değer burada, kar marjları burada.

ENFLASYONLA MÜCADELEYİ ELEŞTİRENLERE YANIT

Biz de borçluluk yüksek seviyede değil. Bu rakamlar bizim ürettiğimiz rakamlar değil. Yüksek borçluluk noktasında avantajlı olduğumuz görünüyor. Biz enflasyonu tek haneye düşürürsek büyüme katlanır. "Enflasyonla mücadele çok oluyor, artık bir yerde duralım" yaklaşımları var. Çünkü kalıcı büyümenin formülü tabi ki düşük enflasyondur. 2000'li yılların başında AK Parti hükümetlerinin ilk 10 yılı, büyüme ikiye katlanmış, yüzde 6 civarına çıkmış, enflasyon tek haneye düşmüş. Diğer bir meydan okuma dünyada hızla yaşlanan bir nüfus var. Türkiye'de de nüfus hızlı yaşlanacak. Bunların getirdiği dramatik etkileri var. Biz fırsat penceresine bakacağız.

Şimdi bizim uygulamakta olduğumuz ekonomi programının 3 evresi var. Birinci evre risklerin kontrolü. Tarihimizin en büyük felaketi yaşandı, 13 ilimiz büyük bir depremden etkilenmiş. Bu program olmasaydı enflasyon nereye giderdi?

“DEZENFLASYONDA BİR DEĞİŞİKLİK OLMAYACAK”

Bütün önceki petrol krizlerinin toplamından daha büyük bir kriz yaşanıyor. İkinci evre ekonomideki dengesizlikleri azaltmaktı yani enflasyonu azaltmak, KKM'den çıkış, bütçe açıklarını kapatmak. İkinci evreyi de geride bıraktık. Ana hedeflerin tamamında ilerleme sağladık. Şimdi üçüncü evre var, önü açık bir evre. Bu evrenin tamamlanması için 2027'nin sonu olarak bakıyoruz. Bu sene çok daha devasa büyük bir şokla karşı karşıyayız ve bunlar üçüncü evreyi etkiliyor. Bütün dünya bu şokun etkileriyle mücadele edecek. 3. devrede bugüne kadar ki kazanımları pekiştirmekti, yani politika ile bir yere varırsınız ve bunu kalıcı hale getirmek için reform yapmanız gerekir. Tek haneli enflasyon ve cari açığın kalıcı olarak çözüldüğü. Bu dönemin ne kadar süreceği meselesi iç ve dış fonksiyonlara bağlı. Şimdi enflasyon 2022'de yüzde 85 ile zirveyi bulmuş, yılı 64 ile kapatmış. Ondan sonra 2023'de biz enflasyonu yüzde 65'te tutmuşuz. Şimdi de yüzde 31 civarı. Dezenflasyonda bir değişiklik olmayacak ve bu bir kazanımdır. Neden? Bakın hemen gelir dağılımına yansımış. Daha gideceğimiz mesafe var. Dünyada bu kadar büyük bir yükün altından çıkabilen kaç tane ülke vardır? Deprem için 90 milyar dolar harcamamıza rağmen, EYT'ye rağmen.

Kamuda tasarruf milletimizin büyük bir beklentisi, gittiğimiz her yerde söyleniyor. Biz gittik Cumhurbaşkanımızın tasarruf iradesiyle birlikte yetkiyi Hazine ve Maliye Bakanlığına aldık.

Cari açık ciddi bir düşüş trendindeydi. Geçen seneki açık altın hariç yüzde 0,6. Altın bir tüketim malzemesi değil. Vatandaşımızın tercihlerine tabi ki saygılıyız. Bu sene petrol şoku nedeniyle cari açık yükselecek.

Bizdeki iyileşme dünyaya göre yüzde 9 kat daha yüksek. Program olmasa bu olabilir mi? 144 milyar dolarlık KKM vardı, Türkiye için büyük bir riskti. Aradaki farkı Merkez Bankası ödüyordu. 144 milyar dolarlık yükümlülük kalktı. "Reel sektörde iyileşme yok" deniyor, evet bazı sektörlerde sorun olduğunu görüyoruz.

“PROGRAM BÜNYEYİ SAĞLAMLAŞTIRACAK”

Büyüme dünyada büyüme son 3 yılda yüzde 3 iken biz ne kadar büyümüşüz, yüzde 4 civarında. Gönül ister ki Türkiye yüzde 5 ve üzeri büyüsün. Bu program bünyeyi sağlamlaştıracak. Bakın bu programın yükünü işçiler çekti" diye söylemler var. İş gücü ödemelerinin payı düşmüş mü? Artmış mı? Rakamlar söylemleri desteklemiyor. Ama insanlar rakamlara bakmak yerine eski söylemlerle yoluna devam ediyor.

"SAVUNMA SANAYİİ BİZİM SANAYİMİZİN KURTULUŞ REÇETESİDİR"

Eşel mobil sistemini devreye aldığımız için mazot ve benzin daha uygun fiyata veriliyor. Bütçe iyi olmasa bunu yapabilir misiniz? Şimdi savaş sonrası fırsatlar önemli bir konu. Şimdi bir kere bu savaş eninde sonunda bitecek. Büyük ihtimalle kalıcı bir ateşkes ve süreç tamamlanırsa bölgede de üretim hızlı bir şekilde artar. Dolayısıyla petrol fiyatları uzun vadede aşağı yönlüdür.

Savunma sanayii bizim için büyük bir fırsat. 18-20 milyar dolarlık ihracatın kar marjları o kadar yüksek ki, rakamlar ortada. Savaş istemiyoruz ama maalesef savaş var. Savaşlar dururda bu bölgeler yeniden imar edilirse bunu Türk şirketleri buradan pay alacaklar. Riski nasıl azaltırız. Yarın öbür gün az etkileniriz diye firmalar düşünmezler mi? Savunma sanayide üzerine çalıştığımız 1400 proje var. Geliştirme bedeli 100 milyar dolar. Bundan 20-25 yıl öncesinden bugüne yatırım yapmak ciddi bir vizyon gerektiriyor. Savunma sanayii bizim sanayimizin kurtuluş reçetesidir.

"GEÇİŞ DÖNEMİ LAZIM"

Dönüşüm ihtiyacına dünya bizi zorluyor. Hindistan'da asgari ücret 50 dolar civarında. Avrupa Birliği orayla serbest ticaret anlaşması yaptı. Evet bir geçiş dönemi lazım. Bunun için de her türlü desteği vereceğiz ama bunları görmezden gelmemiz de doğru olmaz.



DEV PROJELER YOLDA

Yeni enerji koridorlarının gelmesi lazım. Irak'ın güneydeki petrolü kuzeye bağlaması ve Türkiye üzerinden dünyaya ihraç etmesi, Katar'ın doğal gazı Türkiye üzerinden Avrupa'ya bağlaması gibi konular. Bunlar bizim olmasını muhtemel gördüğümüz koridorlar. Bence rasyonel bir yaklaşımla Türkiye'ye bağlamakta görülür. Çünkü Avrupa'yla bağlantımız zaten var. Türkiye'nin kendi içindeki ağı çok güçlü.

"RADİKAL ADIMLARI YAKINDA AÇIKLAYACAĞIZ"

Dünyada önemli gelişmeler var. Bizim güçlendirdiğimiz Orta Koridor 18 gün alıyor. Dolayısıyla Türkiye bu anlamda dünyanın merkezi. Yeni konumlanmada Türkiye'nin büyük avantajları var. Yakında İstanbul Finans Merkezi'nin cazibesini artıracak çok önemli adımlar atılacak. Türkiye'nin imalat sanayisine yatırımları cezbedecek radikal adımlar atacağız. Türkiye bu yarışta ve bu yeni dönemde bu fırsat penceresini iyi değerlendirecek. Biz, transit ticareti, imalat sanayisini teşvik için ciddi radikal adımlar getiriyoruz, yakında açıklayacağız.

“PROGRAMIN ÇOK CİDDİ YAPISAL VE DÖNÜŞÜM AYAĞI VAR”

Bu program para politikasından ibaret diyorlar. Ne kadar anlatsak da ekonomi politikasının para politikası dışında ayağı yok diyorlar. Profesör olan arkadaşlar maliye politikası görevini yapmadı diyorlar. Arkadaş, metni bir okuyun. İki sayfası para politikası değil. Bu kadar okumadan, eski ezberlerle... Bu programın çok ciddi yapısal ve dönüşüm ayağı var. Ne kadar ilerleme var, bunları tartışalım. Ne kadar yapıldığını tartışalım ama bu program ne para politikasından ne maliye politikasından ne gelirler politikasından ibarettir. Bunu söylemek, o dokümanı reddetmek veya okumamış olmak demektir.

“TEŞVİK” MESAJI

Madem iyiyiz niye dönüşüme ihtiyaç var diyeceksiniz. İhracatın teknoloji yoğunluğu düşük. Peki dönüşüm ne anlama geliyor? Katma değer zincirinde Türkiye'nin yükselmesi demek. 2023'e girin bakın, orada bir fasıl var: İlk defa devlet 284 tane ürünü listeledi ve bu ürünler orta ve yüksek teknoloji dedi. Bu ürünleri üreteceksen ben sana 10 yıl vadeli, 2 yıl ödemesiz kredi vereyim dedi. Finansman maliyetleri yüksek diyeceksiniz. Bunun için piyasa faizinin 3'te 1'i faizle kredi veriyoruz. Burada yarım trilyon lira kaynak var. Sanayide dönüşüm bu işte. Türkiye'de arz fazlası olan alanlara yeni yatırımlar için biz niye teşvik verelim? Üretimi az olan, dış ticaret açığı verdiğimiz alanlarda teşvik vereceğiz tabii ki. Çünkü buralarda kâr marjı yüksek.

Hit30 programı açıklandı. Bu alanlarda Sanayi Bakanlığı onlara destek veriyor. Sanayide dönüşüm katma değeri yüksek olan ürünlere doğru geçiş demek. Kârlı olan alanlara geçiş demek. Sanayi politikamız var, sanayide dönüşüm politikamız da var, desteklerimiz de var.

YENİLENEBİLİR ENERJİDE BÜYÜK HEDEF

Yeşil dönüşüm, ideolojik saplantı değil. Toplam enerji ithalatı yaklaşık 1.1 trilyon dolar. Bunu azaltmak çok basit bir konu. 1.1 trilyon dolarlık faturayı azaltmak için yeşil dönüşümü hızlandıracağız. Yeşil dönüşüm, iklim nereden çıktı diyorlar. Cari açığı azaltmak istiyoruz. Burada da başarı var. İlk çeyrek itibarıyla elektrik üretiminin yüzde 54'e yakını yenilenebilir enerji. Toplam üretimin en az yüzde 70'ini yenilenebilir enerji yapmak istiyoruz. Türkiye bu konuda ilerliyor.

Dijital dönüşüm... Yapay zekaya hazırlıkta ne durumdayız? Bize benzer ülkelere göre iyiyiz ama bu bizi tatmin etmiyor. Gelişmiş ülkelere göre gerideyiz, biz onları yakalamak istiyoruz. Bütün konutlara, iş yerlerine fiber bağlantısı lazım, olacak. Büyük ölçekli veri merkezi... Nasıl petrol için rafineri varsa, yapay zeka için de veri rafinesi lazım. Bunun için de enerji lazım. Onun için nükleer enerji önemli.

Ulaştırma Bakanlığımız çok güzel bir proje başlattı. Büyütün organize sanayi bölgelerini demiryoluna, limanlara bağlatma projesi. Programda bu var bu arada. Bunun para politikasıyla ne kadar ilgisi var, onu da bilmiyorum.

Kamu ihale reformunu çalıştık, tamamladık. Parti grubumuza teslim ettik. Şeffaflığı, hesap verilebilirliği artırıyoruz.

'TERÖRSÜZ TÜRKİYE'NİN ÖNEMİ

Terörsüz Türkiye, çok kritik bir proje. Hepimizin malumu son 50 yılda Türkiye'nin terör nedeniyle fırsat maliyeti artı harcamaları 2 trilyon dolar olduğu tahmin ediliyor. Bu ülkenin 2 trilyon doları gelecekte sanayide dönüşüme, enerjide dönüşüme, dijital dönüşüme, üretken altyapıya, enerjiye yatırdığını düşünün. Onun için bu çok kritik bir proje. Öte yandan bölgede istikrar ve entegrasyon için de çok önemli. Komşularımızla ne sorunumuz olur ki terör yoksa? Komşularımız istikrar, refah içindeyse en çok biz yararlanırız. Biz komşuların refahını, kalkınmasını, gelişmesini istiyoruz. PKK'nın araya girmesini istemiyoruz.

Türkiye'de doğurganlık oranı yüzde 1,5'un altına düştü. Doğu, Güneydoğu böyle değil. Nüfus orada çok genç. Biz bazı sektörlere diyoruz ki fabrikanızı diğer bölgelere götürün sanki yeni yatırım yapmış gibi size 12 yıl, 16 yıl teşvik verelim. Çünkü orada iş gücü çok. Önümüzdeki 20-30 yılda Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi Türkiye'nin yeni kalkınma motoru olacak.

“DAHA HAZİNE NE YAPSIN!”

Şuanda hazinenin garantör olduğu yeni paketler var. Kullanılmayan 192 milyar dolar kredi var. Teminatınız yok biz size kefil oluyoruz. Daha hazine ne yapsın. İhracat için 42 milyar liralık kredi duruyor. Çiftçilerimizin kullandığı kredilerin yüzde 70 faizini hazine ödüyor. Demek ki öncelikle çok basit ve net. Peki geleneksel sektörlerde sıkıntı yok mu? Var. Peki bu sıkıntıları nasıl aşacağız. Asgari ücretlerde vergi yok, bunun bize maliyeti 1,2 trilyon. Basit üretimden katma değerli üretime geçmeleri için destek veriyoruz. Bu sektörlerdeki her çalışan başına her ay 4 bin 777 lira maaş desteği veriyoruz. Çalışanların maaşların kısmen biz ödüyoruz.

"OVP TÜRKİYE'Yİ TÜM ŞOKLARDAN KORUDU"

Risklerin yönetilmesini yapıyoruz ama yönetilmesinin ötesinde fırsat penceresini nasıl değerlendireceğimiz konusunda çalışıyoruz. Hiçbir program mükemmel çalışmaz. İlerlemenin önündeki en büyük engel mükemmeliyetçiliktir. Bu program Türkiye'yi yaşanan tüm şoklardan korudu.

"Küresel Ekonomik Dönüşüm Çağında Riskler ve Türkiye’nin Seçenekleri” başlığıyla düzenlenen panelin açılış konuşmasını Kanal7 Medya Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman gerçekleştirdi.

"TÜRKİYE YENİ DÖNEMİN ÖNEMLİ AKTÖRLERİNDEN BİRİDİR"

Zekeriya Karaman'ın açıklamalarından satır başları şöyle:

"Sayın Bakanım, Kıymetli Akademisyenler, Ekonomi Dünyamızın Değerli Temsilcileri, Saygıdeğer Konuklar, değerli öğrenciler;

Tarih bazen sessizce ilerler, bazen de bütün dengeleri değiştiren büyük dönüşümlerle kendini hissettirir. Bugün de küresel ekonominin yeniden şekillendiği, dengelerin hızla değiştiği ve ülkelerin gelecek tasavvurlarını yeniden gözden geçirmek zorunda kaldığı önemli bir dönemin içinden geçiyoruz. Küresel ölçekte yaşanan ekonomik kırılmalar artık yalnızca piyasaları değil, ülkelerin gelecek vizyonlarını, tercihlerini ve yol haritalarını da doğrudan etkiliyor. Böyle bir dönemde Türkiye’nin nerede durduğunu, hangi imkanlara sahip olduğunu ve önümüzdeki süreci nasıl okuyup nasıl yöneteceğini konuşmak hepimiz için büyük bir sorumluluktur. “Yükselen Türkiye Zirveleri” vesilesiyle sizlerle birlikte olmaktan büyük memnuniyet duyuyor, Kanal 7 Medya Grubu adına hepinize hoş geldiniz diyor saygıyla selamlıyorum.

Değerli Misafirler, dünya ekonomisi, artık alışılagelmiş kalıpların dışına çıktığı, jeopolitik risklerin ekonomik verilerle iç içe geçtiği çok katmanlı bir değişim sürecinden geçiyor. Belirsizliklerin istisna değil, adeta kural haline geldiği bu yeni dönemde; küresel riskleri doğru okumak, değişimin yönünü sağlıklı analiz etmek ve bu risklerin sunduğu fırsatları milli bir stratejiyle yönetmek her zamankinden daha kritik bir hal almıştır.

Bugün ticaret yolları değişiyor, üretim merkezleri yeniden şekilleniyor, enerji güvenliği ile finansal istikrar arasındaki bağ daha görünür hale geliyor. Sermaye hareketlerinden tedarik zincirlerine, bölgesel çatışmalardan piyasa güvenine kadar pek çok başlık, ülkelerin ekonomik dayanıklılığını doğrudan etkiliyor.

Böyle bir tabloda Türkiye, sadece gelişmeleri izleyen bir ülke değildir. Türkiye; sahip olduğu stratejik coğrafi konum, üretim kapasitesi, genç insan kaynağı, girişimcilik potansiyeli ve bölgesel etki gücüyle, bu yeni dönemin önemli aktörlerinden biridir.

Elbette bu süreç beraberinde ciddi riskler de getirmektedir. Ancak aynı zamanda doğru değerlendirildiğinde; yeni yatırım imkanları, yeni ticaret koridorları, yeni ortaklık alanları ve daha güçlü bir ekonomik konumlanma için önemli fırsatlar da sunmaktadır. Mühim olan, bu karmaşık küresel denklem içerisinde Türkiye’nin seçeneklerini doğru tespit etmek ve sağlam bir yol haritası ortaya koyabilmektir.

“TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK ŞANSI ERDOĞAN’IN GÜÇLÜ LİDERLİĞİ”

Bugün yine uluslararası hukuku hiçe sayan İsrail yönetimi ile onun arkasında konumlanan ABD yönetiminin tutumu nedeniyle küresel krizin zirve yaptığı bir belirsizlik döneminden geçiyoruz. Küreselleşmenin yerini kutuplaşmaya bıraktığı, diplomasinin ise ikinci plana itildiği böylesi bir dönemde Türkiye’nin en büyük şansı; Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü liderliği, krizleri doğru okuyan siyasi tecrübesi ve yalnızca ülkemize değil, bölgesel ve küresel gelişmelere de yön veren güçlü lider diplomasisidir.

Kıymetli Konuklar, bir medya grubu olarak bizlerin en büyük sorumluluğu, böylesine önemli dönüşüm süreçlerinin toplumun her kesimi tarafından doğru anlaşılmasına katkı sunmak ve Türkiye’nin ekonomik potansiyelini sağlıklı, objektif ve çok boyutlu bir zeminde tartışmaktır.

Çünkü içinde bulunduğumuz çağda ekonomi, artık yalnızca uzmanların ya da piyasa aktörlerinin konusu değildir. Ekonomi; üreticiden tüketiciye, iş dünyasından gençlere, yatırımcıdan hane halkına kadar toplumun tamamını doğrudan ilgilendiren ortak bir gündemdir. Bu nedenle doğru bilgiye, sağlıklı analize ve güven veren bir iletişim diline her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır.

Bugün gerçekleştireceğimiz panelimiz de tam olarak bu amaca hizmet etmeyi amaçlamaktadır.

Alanında uzman akademisyenlerimiz, ekonominin nabzını tutan kıymetli gazetecilerimiz ve iş dünyamızın değerli temsilcileri; küresel finans piyasalarındaki türbülansları, jeopolitik gerilimlerin tedarik zincirlerine etkisini, artan finansal risklerin bölgesel ekonomilere yansımalarını, ve en önemlisi, Türkiye’nin bu karmaşık denklemde üstlenebileceği merkez ülke rolünü çok yönlü biçimde ele alacaklardır.

Ayrıca bugün, Sayın Hazine ve Maliye Bakanımızın değerlendirmeleriyle, Türkiye’de uygulanan ekonomi programının geldiği aşamayı ve önümüzdeki döneme dair yol haritasını birinci elden dinleme imkanı bulacağız. Bu çerçevede yapılacak değerlendirmelerin, hem mevcut tabloyu daha iyi anlamak hem de 2026-2028 dönemine ilişkin perspektifi daha net görmek açısından son derece kıymetli olduğuna inanıyoruz.

Saygıdeğer Katılımcılar, bu zirvenin, sadece mevcut riskleri konuşan değil; aynı zamanda çözüm önerileri üreten, ufuk açan ve ülkemizin 2028 vizyonuna katkı sunacak somut fikirlerle zenginleşen bir platform olacağına yürekten inanıyorum.

Temennimiz odur ki bugün burada ortaya konulacak görüşler, yalnızca bugünü anlamamıza değil; Türkiye’nin yarınını daha sağlam, daha dirençli ve daha güçlü bir zeminde inşa etmesine de katkı sunsun.Katılımlarıyla bizleri onurlandıran Sayın Bakanımıza, değerli görüşlerini paylaşacak olan panelistlerimize ve tüm konuklarımıza tekrar teşekkür ediyor; zirvemizin ülkemiz, ekonomimiz ve iş dünyamız için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Sağ olun, var olun.

EKONOMİ DÜNYASININ ÖNEMLİ İSİMLERİ PANELDE

Bakan Şimşek’in konuşmasının ardından panelde, ekonomi ve finans dünyasının önde gelen isimleri güncel gelişmeleri değerlendirdi.

Panelde; Türkiye ekonomisinin mevcut durumu, küresel finansal risklerin etkileri ve önümüzdeki döneme ilişkin beklentiler masaya yatırıldı.

Moderatörlüğünü Dr. Ahmet Yarız’ın üstlendiği panelde; ekonomi yazarları Abdurrahman Yıldırım ve Hakan Güldağ ile akademisyenler Prof. Dr. Lokman Gündüz ve Doç. Dr. Filiz Eryılmaz yer aldı.