Trend

Galata Köprüsü'nde bir garip olay! Vegan kadın balıkçıya karşı

İstanbul Galata Köprüsü'nde yaşanan olay sosyal medyayı ikiye böldü. Vegan olduğu iddiasıyla genç kadın köprüde balık tutan adamı tüm balıklarını "satın alacağım" yalanıyla denize döktü. Yaşanan bu olayda kimisi balık tutan adamı kimisi ise vegan kadını haklı buldu. Peki sizce kim haklı?

Abone Ol

İstanbul Galata Köprüsü'nde yaşanan olay sosyal medyayı ikiye böldü. Genç kadın köprüde balık tutan yaşlı adamı "balıklarını satın alacağım" sözleriyle kandırarak tuttuğu 2,5 kilo balığı denize döktü. Gerekçe olaraksa vegan olduğunu gösterdi. Yaşlı adam ise hakkının gasp edildiğini söyleyerek kadından balıkların bedelini istedi. Yaşanan bu olay sosyal medyayı adeta ikiye böldü.

Peki sizce kim haklı?

Olayı ulketv.com adresindeki köşesine taşıyan Gazeteci Ayhan Yağızer şu ifadelere yer verdi;

Özgürlük kavramının bencilleştiği bir dönemden geçiyoruz.
“Benim özgürlüğüm senin özgürlüğünden daha önemli”
Ya da
“Ben özgürsem; senin özgür olup olmaman çok da önemli değil.”
Birine yanlış gelen diğerine doğru gelebilir…
Ama özgürlük alanına yapılan müdahaleler, sınır ihlali dediğimiz o yere itiyor bizi.
“Ben istediğimi giyinebilirim…”
“Ama sen benim tasvip etmediğimi giyinemezsin…”
“İstediğimi yer-içerim.”
“Ancak istediğim ya da sevdiğim bir şeyi yiyip-içmediğin zaman seni hor görürüm!”

Yani zihinsel zorbalık!
Birinin özgürlüğünü kısıtlayarak elde edilen şey özgürlük değil, GÜÇTÜR.
Özgürlüğün, başkasının özgürlüğünün başladığı yerde durabiliyorsa GERÇEKTİR.
Günümüzde özgürlük kavramı sık sık şu anlama indirgeniyor:

“Ben doğru bildiğimi yaparım… Sonuçları ise seni ilgilendirir.”

Merhametin Zorbalığa Dönüşmesi

Galata Köprüsü’nde yaşanan bir olay, günümüz tartışmalarının özeti gibi…
Kendine veganım diyen bir kadın, balıkçının kovasındaki bütün balıkları denize döküyor.
Gerekçesi de can kurtarıyorum” oluyor.

Yani bir canlıyı kurtardığını düşünerek başka bir insanın emeğini yok ediyor!
Bunu da “özgür kılmak” düşüncesiyle yapıyor…

Aslında “Vegan Aktivist”, kendi ahlaki görüşünü başkasının hayatına ZORLA uyguluyor.

Bir balıkçı için o kovadaki balık, sadece bir “canlı” değil.
Bir günün emeği…
Bir evin rızkı…
Belki de çocukların okul harçlığı…

Bir “aktivist” kendi vicdanını rahatlatmak için o balıkları denize döktüğünde sadece balıkları “özgürleştirmiş” mi oluyor?
Hayır!
Aynı anda bir insanın emeğini, zamanını ve geçimini yok ediyor.

Kendince olduğunu düşündüğü merhametini, zorbalığa çeviriyor.

Ahlaki Üstünlük Kisvesi Altında Tahakküm Kurmak

Ahlaki bir duruş, başkasının temel haklarını ezmeden savunulduğunda değerlidir.

Bunu kimi zaman ikna yoluyla;
Kimi zaman örneklerle;
Kimi zaman da alternatifler üreterek…
Ama başkasının malına el koyarak;
Geçimine zarar vererek;
Onu cezalandırma hakkını kendinde görerek, DEĞİL!


*Görseller ATV Haber'den alınmıştır...

“Canlıya zarar verme” derken, bir insanın hayatına zarar vermeyi meşru görüyor.
Yani seçici merhametle hareket ediyor.
Unutmayalım; özgürlüğün kırıldığı yer seçici merhametin olduğu yerdir.
Adalet kavramı tam da burada ortadan kalkar.

YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ