Takım geriye düşse bile “biz bu maçı çeviririz” hissi yeniden diri…
Fenerbahçe taraftarı; Tedesco geldiği günden sonra bu hissi yeniden yaşamanın tadını çıkartıyor.
Alanyaspor karşısında 2 kere geriye düşüp maçı koparmaları, bir yönüyle bu özgüvenin de işaretlerinden biri.
Takım geriye düşünce hiç kimse “bu maç koptu” demiyor…
“Fener alır bu maçı” deniliyor.
Takımın mental olarak bu hale gelmesinde en önemli etken, kulübün artık saha içine dönmesi oldu…
Eskiden hakemlerle, rakiplerle sürekli polemiğe giren bir anlayış vardı.
Takım kazansa bile bir şekilde maç sonu verilen demeçlerle futbol dışı gündemler oluşturuluyordu.
Fenerbahçe yıllarca bunun bedelini ödedi. (Sorumsuzca yapılan açıklamalar ve yöntemlerle)
Yeni başkan bunun farkında bence.
O yüzden sadece saha odaklı konuşuyor ve buna göre hareket ediyor. (Sürekli futbolcularla da iletişim halinde)
Tedesco da öyle... Maç odaklı ve sadece buna göre yorum yapıyor.
Hal böyle olunca da başarı kaçınılmaz oluyor.

Tabi ki Sarı Lacivertliler’de her şey güllük gülistanlık değil.
Alanyaspor maçında da gerek taktiksel hatalar gerekse rehavet vardı.
Ta ki Tedesco’nun, şişelerle Asensio’ya verdiği taktik dakikalarına kadar.
Fenerbahçe maça; hem yanlış başladı…
Hem de oyuncular akılların hafta içinde aldıkları kupada olduğu bir ruhla sahaya çıktı.
Bana göre kadroda da hata vardı.
Mert’in sol bekte oynatılması, Alanyaspor’a o bölgeden sürekli fırsat bulma imkânı verdi.
Oysa Oosterwolde’yi sol bekte oynatıp, Çağlar’ı göbekte değerlendirmek sol tarafı daha sağlam ve işler hâle getirebilirdi.
Mert’in etkisizliği, Kerem’in (bunu çok sık yapmaya başladı) top ezmeleriyle birleşince ilk yarıda topal ördek misali bir Fenerbahçe izledik.
Akılların kupa maçından silindiği ve ikinci yarıda silkelenen bir Fenerbahçe sahaya çıkınca maçı çevirmek zor da olmadı.

Fenerbahçe’yi farklı kılan önemli detaylardan biri de kondisyon konusu…
Ligdeki takımların kondisyonu 50-60 dakikayla sınırlıyken, Fenerbahçe’de bu 75-80 dakikaya kadar çıkabiliyor.
Teknik oyuncuların da fazla oluşu, bu kondisyon avantajını arttırıyor.
Bu yüzden takım diri kalıyor ve 90 dakikaya kadar her an gol bulma imkanları oluşuyor.
Uzun lafın kısası; futbol rehaveti kabul etmez.
Fenerbahçe bunun bilinciyle hareket ederse, ligin sonuna kadar bu yarışın favorilerinden olur.
Fenerbahçe’nin rakibi sadece üç yıldır ligi domine eden Galatasaray değil.
Amansız takip sürdüren Trabzonspor da değil…
En büyük rakipleri; şu sıralar methiyeler düzülüp, bu ligin en iyisi ilan kendileri…
Bu rehavete kapılmadan, kendilerini bilerek oynarlarsa yıllardır beklenen şampiyonluk çok da uzak değil.