Bir miras düşünün…
Tapu değil, altın değil, evrak hiç değil.
Altı haneli, herkesin bildiği, kimsenin değiştirmediği bir miras: 123456.

“7’den 70’e herkesin parolası” ifadesi aslında Türkiye’nin dijital fotoğrafını tek karede özetliyor. Yaş büyüyor, telefon akıllanıyor ama şifre hâlâ aynı.

Evimizin kapısını iki kez kilitliyoruz.
Arabayı çalıştırmadan önce etrafa bakıyoruz.
Ama iş cep telefonuna gelince, güvenlik refleksi anında buharlaşıyor.

Bana bir şey olmaz cümlesi, dijital çağın en pahalı özgüveni.
Kolay tahmin edilebilen şifreler artık sadece kişisel bir tercih değil; toplumsal bir güvenlik zaafı. Dolandırıcılık dosyalarına, boşaltılan banka hesaplarına, ele geçirilen sosyal medya profillerine bakın… Hikâye hep aynı, şifre hep tanıdık.

Doğum tarihi.
Plaka numarası.
111111, 123123, 000000…
Bunlar şifre değil; davet mektubu.

Daha da vahimi şu: Aynı şifre her yerde kullanılıyor. Bir platform çöktüğünde, diğerleri de domino taşı gibi devriliyor. E-posta gidiyor, ardından banka, sonra sosyal medya… Sonra “nasıl oldu bu?” sorusu geliyor.
Oldu.

Çünkü kolay olanı seçtik.
Aslında çözüm zor değil:
Uzun ama anlamlı parolalar
Büyük–küçük harf, rakam ve sembol kullanımı
Her platform için farklı şifre
Ve iki aşamalı doğrulama
Ama mesele teknik değil.

Mesele alışkanlık.
Bir zamanlar emniyet kemeri de “gereksiz” görülüyordu. Bugün kimse tartışmıyor. Dijital güvenlik de aynı yolda ama biz hâlâ ilk virajdayız.

Şunu kabul edelim:
Dijital dünyada kapıyı kilitlemek yetmez. Anahtarı da doğru seçmek gerekir.
Aksi hâlde 123456’yı sadece çocuklarımıza değil, torunlarımıza da miras bırakırız.