Dijital dünya, bir zamanlar bilginin demokratikleştiği, her sesin yankı bulabildiği bir özgürlük vaadiydi.
Ancak bugün geldiğimiz noktada, bu devasa platformların "topluluk standartları" adı altında birer modern sansür mekanizmasına dönüştüğünü üzülerek izliyoruz.
Sosyal medya devi Meta (Facebook ve Instagram), son günlerde Epstein dosyalarıyla ilgili içerikleri kaldırması ve hesaplara kısıtlama getirmesiyle yeniden şimşekleri üzerine çekti.
Epstein’den Gazze’ye: Tesadüf mü, Tercih mi?
Meta’nın algoritmaları, söz konusu Epstein dosyaları olduğunda "aniden" çok hassas bir hale geldi. Kullanıcılar, kamuyu ilgilendiren önemli belgeleri veya tartışmaları paylaştığında; hesaplarının askıya alındığına veya kalıcı olarak kapatıldığına dair bildirimlerle karşılaşıyor. Gerekçe ise her zamanki gibi muğlak: "Topluluk standartlarımıza uymayan içerik."
Ancak bu sansür refleksinin Meta için bir ilk olmadığını iyi biliyoruz. Hafızalarımızı tazeleyelim; Meta, daha önce de Filistin ve Gazze ile ilgili içeriklerde benzer bir "temizlik" operasyonu yürütmüştü.
Zulmü belgeleyen videolar "şiddet" gerekçesiyle kaldırıldı.
Bölgedeki insani dramı haykıran aktivistlerin erişimleri kısıtlandı (shadowban).
Hatta bazı insani yardım çağrıları bile algoritmanın görünmez duvarlarına çarptı.
Bilgi Edinme Hakkı vs. Platform Çıkarları
Meta’nın bu tavrı, bizlere şu soruyu sorduruyor: Bir platform ne zaman tarafsız bir mecra olmaktan çıkıp, ideolojik bir bekçiye dönüşür? Eğer X platformunda (eski adıyla Twitter) bu tür içerikler serbestçe dolaşıma girebiliyorsa, Meta’nın bu "aşırı hassasiyeti" teknik bir zorunluluktan ziyade, siyasi veya kurumsal bir tercihtir.
Filistin meselesinde takınılan tavır ile Epstein dosyalarındaki sansür arasındaki ortak nokta, güç odaklarını rahatsız edebilecek bilginin kontrol altına alınma çabasıdır. Bir yanda işgal ve insanlık dramı, diğer yanda küresel çapta bir skandalın detayları... Her ikisinde de Meta, "güvenli ortam" illüzyonu yaratarak gerçeklerin üzerini örtmeyi tercih ediyor.
Sonuç Olarak
Sosyal medya devleri, artık sadece birer teknoloji şirketi değil; kamuoyu algısını yöneten devasa birer güç haline gelmiştir. Ancak bu güç, şeffaflık ve adaletle dengelenmediği sürece toplumların bilgi edinme hakkına vurulmuş bir prangadır.
Gazze’de yaşananları görmezden gelmek isteyen algoritmalar, bugün Epstein dosyalarını sümen altı etmeye çalışıyor. Bizlerin görevi ise bu dijital duvarları aşmak ve gerçeklerin, hiçbir algoritma tarafından "standart dışı" ilan edilerek yok edilemeyeceğini hatırlatmaktır.