“Sosyalist Solcular”a bu aralar bir haller oldu.
“Yaşasın Halkların Kardeşliği” döngüsünden çıkıp,
Kılıklarının ardına gizledikleri ruha büründüler.
Ne demişti Umberto Eco. (Solcuların favori yazarlarından)
"Faşizmin en büyük gücü sıradan kılıklar ardına gizlenebilmesidir."
Siyasetin Hipokrit ve Oportünist Yüzleri
Erkan Baş.
Adam yıllarca sözüm ona “barış” dedi.
“Mücadele” dedi.
“Kardeşlik” dedi.
“Kahrolsun Faşizm” diye diye kendini 2 kere milletvekili seçtirdi.
Kimin sayesinde?
“Ana dili Kürtçe olan bir adayla çıkmak isteyebilirler, biz burada ortaklaşmayabiliriz” dediği kişiler sayesinde.
Yıllarca DEM/HDP, “Solcular bizim sayemizden Meclis’te” deyip durdu.
Keza “Solcular” da “HDP bizi kullanıp siyaset yapıyor” diye homurdandı.
Hatırlayın!
Ahmet Şık 2 kez vekil seçildiği HDP’ye; Selahattin Demirtaş üzerinden vefasızlık yapmadı mı?
Kendilerine “Türk Solu-Sosyalist Solcu” diyenler,
HDP çatısı altında da olsa ilk kez Meclis’e girmediler mi?
Kimileri hatta iki kez vekil bile oldu.
Peki “Yaşasın Halkların Kardeşliği” kırmızı çizgilerinden neden saptılar?
Çünkü;
Her ne kadar adı Terörsüz Türkiye Süreci olsa da içinin dolu dolu barış ve kardeşlik olduğu bir proje var.
Neden rahatsızlar?
Çünkü bu projenin öncülüğünü devlet yapıyor.
Neden rahatsız oldular?
Çünkü DEM de doğal olarak bir tarafta konumlanmış durumda.
Yani devlet muhatap alıyor.
Hal böyle olunca da bunlar da bir garip sancı hali aldı.
Öyle tablolar da ortaya çıktı ki;
O tarz bıyıklar için “pis-iğrenç” diyenlerle,
Sığınmacı politikası nedeniyle kendisini “Faşist” olarak niteleyenlerle aynı fotoğraf karesine girecek bir politik-figüre dönüştüler.
Şurası da bir gerçek artık.
Türk siyasetinin sosyalist sol tarafı ile DEM’in nikahı son deminde.
Ayrıca; aynı partinin sırtından 3. kez vekil olamayacaklarını da anladılar.
Siyasi rantları nasıl bir yol çizecek bunları göreceğiz.
Sözün kısası…
Yine, Sosyalist Solcuların popüler yazarlarından -ismi Epstein dosyalarına düşen- Noam Chomsky ile bitirelim.
“Söz konusu kişisel çıkarlar ve güç dengeleri olduğunda saf değiştirenler, aslında hiçbir zaman gerçek bir ilkeye sahip olmamış; sadece gücün ve konforun cazibesine kapılmış olanlardır.”